Avrupa

7.2K 260 42

Serkan hocanın hazırladığı yemeklerden yedik. Kahvaltı tarzıydı. Hala üzerine gömleğini giymemişti. O yüzden başımı hiç kaldırmadan yiyordum yemeğimi. O ise hala bana dik dik bakıyordu aynı öküzün trene baktığı gibi.

Ama dik dik bakması hem dikkatimi dağıtıyordu hem de strese sokuyordu beni.

Yani bi insana dik dik bakınca nasıl oluyorsa aynen öyle olmuştum. Acaba üzerimde bir şey mi var, acaba üzerimde pislik mi var?

Yoktu yani. Artık bu gerginliğe dur deyip, masadan kalkmakta buldum çareyi.

"Ellerinize sağlık hocam. Doydum ben çok güzel olmuş"

Gerçekten güzeldi.

"Afiyet olsun tatlım bende kalmayım"
"Eeee... Şey... Hocam tuvalet nerde acaba"
"Bekle bende geliyorum beraber gideriz"

Beraber tuvalete gitmek mi? Off...

"Ooooo 20 dakikamız var"
"Zaman geçmiyor"
"Ne yani zamanı hemen geçirip gitmek mi istiyorsun avrupa"

Niye böyle bir tepki verdi ki şimdi.

"Yok hocam"
"Güzel"
"Hadi yıka ellerini geldik"
"Önce siz buyrun"
"Beraber"

Ellerimizi yıkarken resmen heyecandan nasıl yapıldığını unuttum. Birde Serkan hocanın bana dik dik bakması... Daha çok dikkatimi dağıtıyordu. Gözlerini kısıp bana gülerek bakması içimdeki heyecanı arttırıyor adrenalin ise tavan yapıyordu.

Öyle ya da böyle bir şekilde ellerimi yıkadım. Serkan hoca hala bana bakıyordu...hala...hala ve hala. Aşağı indiğimizde artık çıksak iyi olur gibime geliyordu. Sanırım Serkan hocanın da öyle olacak ki saatine bakıp ceketini alıp sırtına geçirdi.

"Tatlım hadi çıkalım"

Tatlım ne be

"Of avrupa"
"Tamam hocam"

Bana tatlım demişti. Her ne kadar bu lafı karşı cinsten duyduğumda hayalimdeki kişi Serkan hoca olmasa da demişti ve bu nedense benim yüzümde tatlı bir gülüş ortaya çıkarmıştı.

Ben gülünce Serkan hocada bana bakıp utanırcasına başını öne eyip güldü. Ilk defa karşımda utanıyordu. Hemen ardından da kısa süreli sessizlik olmuştu.

Evet hepimiz biliyorduk bunun ne demek olduğunu. Ama bizim aramızda böyle bir şey söz konusu olamazdı.

Ama hoca da başını öne eğmiş. Gözlerini havaya kaldırıp bana bakıyordu. Ama başı hala one eğikti.(ben tam anlatamadim arkadaşlar ama anlamışsınızdır inşallah)

Bir taraftanda gülüyordu. Ama çok tatlıydı. Bütün güzelliği bozdum.

"Çıkalım mı hocam"
"Sen de benden hoşlandıysan"

Aynı gülüş ve sessizlik...

"Öyle değil hocam. Dışarı çıkalım mı"
"Haaaaa"

Utandı lan vallahi utandı. Yuhhh. Yoksa... Tövbe bismillah.

"Yürü o zaman avrupa"
"Peki"

Yürürken hocanın gülücükleri duyuluyordu. Bense bu gülücükleri duyduğum zaman ben de gülüyordum.

Ne oluyordu ya bize

Arabaya binmeden önce bana kapıyı açtı. Hemen ardından kapıyı kapattı. Telefonu çaldı. Kapımın önünde dikeldi Mustafa diye birisiyle konuşuyordu.

Ona daha yeni fark ettim benim Mustafa diye kuzenim var. Yoksa... Mustafa abim miydi konuştuğu? Mümkünse olmasın.
Telefonu kapattı. Arabaya bindi. Telefonu cebine koydu. Bana döndü ve bacaklarıma baktı. Güldü ama çok güzel güldü.

"Bacaklar avrupa bacaklar"
"Oha be pissapik" dicektim ama diyemedim. Ses çıkarmadan sadece başımı öne eğdim.

Ve yolumuza devam ettik...

Sınıf ÖğretmeniBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!