🗡️2. KİTAP| BÖLÜM 12🗡️

855 69 17
                                    



"2. KISIM"




"Sence de dönme vakti gelmedi mi?"

Çenemin altında duran parmaklarını geriye doğru yatırdı, tenimin altındaki ısıyı titreştiren ağır sürtünmeyle ensemin arkasına kadar uzandı ve oradaki minik saçları parmağına doladı.

"Sanırım öyle,"dedi tembelce, yerinden hiç kıpırdamadı. Acaba ona söylediğim şeyi duymuş muydu gerçekten?

Parmağına doladığı minnik saçları burnuna yaklaştırdı ve bana saatler gibi gelen bir an için içini çekerek kokladı. Henüz gitmeye ne kadar az istekli olduğunu belirtisi gibi gelmişti bana bu hareketi.

"Taht töreni Marcus, " Bana bakması için yanağını elimin tersiyle okşadım. Sakkalarının sert dokusu içimi gıdıklayordu ve bu her nasılsa beni tekrardan öpmesi için yalvarmama sebep olacak bir hissi uyarıyordu.

Kendimi tuttum.

"Ana kule paramparça oldu." Benim yüzümden. "Ama bu sorun değil." Yüzümü astığımı görünce sözlerini değiştirdi. "Henüz ayakta olan kuleler var. Onlar işimizi görür."

"Öyle mi dersin?" Tek kaşımı havaya kaldırdım.

"Tabii ki öyle. Parçalanan kısımların tekrardan inşaat edilmesi için birilerini devreye sokarım. O zamana kadar idare edilmeyecek gibi değil."

"Peki halkın törene katılacağını düşünüyor musun?"

Omuzlarını silkeledi. "Ben kimseyi katılması için zorlamam. Dileyen katılabilir." Kafaya takmadığı önemsiz bir meseleden söz eder gibiydi ama ben durumun bununla uzaktan yakından alakası olmadığını gayet iyi görebiliyordum. Yüzündeki ifade endişelerini ve korkularını bana karşı açık hâle getiriyordu. Halkı tarafından kabul görmeyen kral olmak, onun yakasını bırakmayacak bir baş ağrısı ve bir ızdırap olarak kalacaktı.

İki avucumuda yanağına bastırdım. "Bu bir sorun değil Marcus. Bu bir sorun olmayacak. Sen Kral olmak için doğdun. Bunun için yetiştirildin. Dürüst ve adil olacağını biliyorum. Sen Marcus," Gözlerimin içine baktı. Göz bebekleri çarpıcı bir hızla titreşiyordu. "Babanı kendi ellerinle Victor'a teslim ettiğin gün sen bu oyunu zaten kazanmıştın."

Gülümsemesi neşeden uzaktı. "Götünü mahzenden kurtarmayan bir adamın için fazla iyimser konuşuyorsun." Benden uzaklaşacağında yanan avuçlarını tutup kaldırdım ve yumuşak bir şekilde öperken o kaskatı kesildi.

"Marcus, kendine nasıl da haksızlık yaptığını fark etmiyor musun?"

"Senin gibi mi?"

Başımı kaldırdım. "Benim gibi."dedim dürüst davranarak. "Mahzende kurtulmak için her şeyini ortaya koyduğunu ve bununla sonuna kadar mücadele ettiğini biliyorum. Her başarısız olduğunda bunu seni kadar harap ettiğini de biliyorum. Ellerinde ve ayaklarında zincirlerle yerin altında fazla şansın yoktu Marcus. Bunu kabul etmelisin. Kraliçe her yeri mühürlemişti. Ama senin aksine benim şansım vardı. Kendimi güçsüz olarak damgalamadan önce neler yapabileceğimi biliyordum. Sadece korkaklık ediyordum. İşte aramızdaki fark Marcus. Sen ihtimallerinin olmamasına rağmen onları kovaladın, ben ihtimallerim olduğu halde kaçtım."

Ellerimi tutup kaldırdı, gözlerini gözlerimden çekmeden bu kez o öptü avuçlarımı. "Bana hem zıt hem de aynı kutuplar olduğumuzu mu söylüyorsun?" Bileğimin içine kadar öpücükleri yoğun ve kalbimi parçalayan bir hıza sürükleyen dikenli güller gibiydi.

ATEŞ ORDUSU | DÜZENLENİYORHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin