Ertesi sabah erkenden kalktım. Süleyman şu an koşuyordu büyük ihtimalle. Her sabahki rutini böyleydi. Güneş doğmadan kalkıyor, koşuyor, ekmek ve benim için de süt alıp eve geliyor, ben uyanana kadar duş alıp kahvaltı hazırlıyordu. Altı günü böyle devirmiştik. Ama bu sefer o dışardayken çıkıp gidecektim. Belki bu kadar yardımına rağmen yaptığım bu tavır yanlış olacaktı ama kalmak istemiyordum. Başka bir niyeti vardı ve ben bir kadının mutsuzluğuna sebep olmak istemiyordum. Beni aldatma malzemesi yapmasını istemiyordum. İstemiyordum işte. Gidecektim. Onu sevsem de gidecektim.
Ayaklanıp valizimi hazırladım hemen. Ben hastalıktan kılımı kıpırdatamadığım zamanlarda valizimi yerleştirmişti dolabına. Sanki temelli yerleşecekmişim gibi. Dolabında bana ayırdığı bölmeden eşyalarımı aldım ve aceleyle valizime dizdim. Buradayken giydiklerimi, onun aldığı şeyleri ellemedim. Fazlasıyla masraf etmişti benim için. Nankör gibi hissetsem de hazırlanıp kapıya doğru yürüdüm. O gelmeden gitmem lazımdı. Kapı kolunu tutmamla kilitli olduğunu anlamam iki saniyemi aldı. Kapıyı üzerime kilitlemiş gitmiş olamazdı değil mi? Ne yapsam da kapıyı açamamıştım. Sonra vestiyerdeki vazodan tut da içerideki tüm çekmecelere kadar her yeri talan ettim ama bulamadım. Bir anahtar yoktu. Kapı dışarıdan kilitliydi ve ben bu evde hapistim.
Tüylerim ürpermişti. Ne yapacaktı bana? neden tutuyordu beni burada? Günler sonra ilk kez korkunç bir telaşa kapıldım. İçten içe korkularım olsa da burada olmak Süleyman’ın tüm ilgisini almak beni öylesine mutlu etmişti ki kendimi güvende ve rahat hissetmiştim. Hatta mümkünse hayatımın sonuna kadar burada Süleyman Koza ile yaşamak istemiştim. Ama şu an şu noktada burada tıkılıp kalmış gibi hissediyordum. Beni göndermeyecekti. Bırakmayacaktı. Endişeyle tırnaklarımı yemeye başlamıştım. Bu şekilde geçen bir saatin ardından kapının kilit sesini duydum. Ne yapacağımı bilemez halde oturduğum koltukta onu bekledim. İçeri girdi. Üzerinde dışarının soğuğuna inat bir şort, spor ayakkabı ve eşofman üstü vardı. Terlemiş ve ıslanmış saçlarıyla koşuyu uzun tutuğu belliydi. Soğuk bir tavırla önce bana sonra koltuğun yanında duran valizime baktı. Elindeki ekmeği ve sütü bir mimik göstermeden mutfak masasına bıraktı. Bu sessizliğe dayanamayıp
- Kapıyı mı kilitledin üzerime dedim. Bir şey demeden ve hiç istifini bozmadan yanımda duran koltuğa oturdu. Cevap versene dedim.
- Kızınca yanakların kızarıyormuş. Sevimli dedi. Ne diyeceğimi şaşırmıştım.
- Dalga mı geçiyorsun benimle?
- Nihayet siz demeyi bıraktın. Hayırdır bir yere mi gidiyordun?
- Evet. Artık iyileştim. Evime dönmek istiyorum. Ama kapıyı kilitlemişsin çıkamadım.
- Evin mi? Bir evin mi var?
- Elbette var.
- Hee şu öğrenci evi. Arkadaşın Levent’in evi değil mi?
- Sen Levent’i nereden biliyorsun dedim korkuyla. Ellerimin içi terliyordu şu an.
- Seninle ilgili her şeyi biliyorum. Evinin burası olduğunu da dedi ellerini kaldırıp evin içini gösterirken. Şaşkınlığım an be an artıyordu.
- Burası benim evim değil.
- Evet. Bizim evimiz.
- Biz mi?
- Biz.
- Sen kafayı mı yedin, dedim zar zor bulabildiğim sesimle. Gideceğim ben deyip ayaklandım.
Eğer biraz daha burada kalırsam kafayı yiyecektim. Hızla valizimi tuttum ve kapıya yöneldim. Ama sadece beş saniye sonra Süleyman arkamdaydı. Ne olduğunu anlamadan beni tutup omzuna attı. Başım sırtına gelirken kalçalarım elinin altındaydı.
- Ne yapıyorsun diye çığırdım. Ama aldığım karşılık kalçama bir şaplak olmuştu. Acı ve şokla inledim.
- Böyle sesler çıkarmasan iyi edersin küçüğüm dedi beni odaya götürürken.
Elinde bir şey şıngırdıyordu ama ters olduğum için sırtından başka bir şey göremiyordum. Sert sırtına yumruklarımı geçirip “bırak beni” diye bağırmaya başladım. O ise bir kuşu taşır gibi beni uzun koridorun sonundaki odaya getirdi. Yatağa fırlatır gibi attı. Birkaç saniye içerisinde kendime geldiğimde karşımda dikiliyordu. Yüzünde değişik bir sırıtış vardı.
- Eğer gitmekten bahsedersen seni buraya zincirlerim dedi elindeki kelepçeyi sallarken. Şaşkınca gözlerim ve ağzım açıldı.
- Manyaksın sen, beni burada zorla mı tutacaksın yani istemiyorum ben deyip ayağa kalkmaya çalıştım.
Ama sadece çalıştım çünkü Süleyman üzerime gelip beni yatakta uzanır pozisyona soktu. Üzerime ağırlığını verdiğinde hareket bile edemedim. Tek eliyle bileklerimi yakalayıp başımın üstünde birleştirdi. Öyle bir sıkıyordu ki kesin moraracaktı bileklerim.
- Bırak beni diye bağırdım yine. Elindeki kelepçeyi aldı ve beni yatak başlığına kelepçeledi.
- Harika görünüyorsun diye fısıldadı. Aç bir ifadeyle bana bakıyordu. Sinirle debelenirken kelepçe daha da canımı acıttı. Suratında o sırıtışı görünce anlık bir sinirle tükürdüm.
- Manyak herif diye soludum.
Yaptığım şeyle anlık gözlerini kapattı sonra açtı. Gözlerinde gördüğüm bakışla altıma edecek noktaya gelmiştim kesin öldürecekti beni. Sonra asla tahmin edemeyeceğim bir şey yaptı. Dilini çıkarıp yanağında süzülen tükürüğümü yaladı. Ben donakalırken bana yaklaşıp
- Bu müthiş tadı böyle mi alacaktım Karaca dedi tahrik dolu bir sesle.
- Ne istiyorsun benden diyebildim güç bela. Tüm ağırlığıyla üzerime abanıp bacaklarımın arasına iyice yerleştiğinde suratını suratıma yaklaştırdı. Nefesi yüzüme vururken
- Çok kaçtım senden Karaca. Sen yavru köpek gibi peşimde dolanırken çok uğraştım. Senden uzak durup hayatını karartmamak için. Seni bir kere tadarsam asla bırakamayacağımın bilincindeydim. Asla gitmene izin vermeyeceğimin. Ama durmadın. Ben senden kaçtıkça sen daha fazla bana geldin. Yine de sabırlıydım. İlk kez belki de bu kadar sabır gösterdim. Sonra aptalca bir şey yaptın. Bana adımla seslendin ve bu küçük ağzınla beni öptün dedi. Dedikleriyle beynimden vurulmuşa dönerken
- Sen uyuyordun diyebildim.
- Uyumuyordum. Lavanta gibi kokan tek kişi sensin Karaca. O odaya ayak bastığın anda senin geldiğini biliyordum. Sadece veda edeceksin sandım ama sen ikimizi de bir lanete sürükledin. Artık ne yaparsan yap ne kadar çığrışırsan uğraş gidemezsin. Seni bırakmayacağım. Eğer gitmeye kalkışırsan öldürürüm seni. Bir metre dahi uzaklaşamazsın benden. Artık tamamen benimsin. Korkuyla suratına baktım. yutkunduğumda ağzıma baktı. İyice gerilmiştim.
- Nişanlısın diye geveledim. Sol elini kaldırıp yüzüme doğru tuttu.
- Evimize adım attığından beridir parmağımda yüzük görüyor musun diye sordu. Dudağın dudağıma değdiği an senden başkasının olmayacağını anladım. O yüzden siktir ettim her şeyi. Bu duygularımı sana ilk ve son anlatışım. Bir daha bu kadar yumuşak olmayacağım. Benim olduğunu kabullensen iyi edersin küçüğüm dedi.
Ve hızla üzerimden kalktı. Kelepçeli bileklerime bakıp az önce ne yaşadığımı sorguladım. Kapana kısılmıştım. Koza’nın avucundaydım artık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOZA
Romance"Çok kaçtım senden Karaca. Sen yavru köpek gibi peşimde dolanırken çok uğraştım. Senden uzak durup hayatını karartmamak için. Seni bir kere tadarsam asla bırakamayacağımın bilincindeydim. Asla gitmene izin vermeyeceğimin. Ama durmadın. Ben senden ka...
