GÜNCE - 11

188 8 1
                                        


-        Beni çağırmışsınız komutanım.

Sesin çıktığı noktaya baktım. Yeşil ve yorgun bakıyordu. Heyecanlı ve korkmuştu. Ve yine lanet olası lavanta kokusu burnumu dolduruyordu.

-        Gel otur dedim. Tereddütle baktı. İkiletme lafımı asker dedim. Usulca oturdu deri koltuğa. Suratıma bile bakamıyordu.

-        Buyurun komutanım dedi.

-        Aç poşeti. Önünde duran poşete baktı. Titreyen ellerini kullanarak açtı. İçindeki pembe tek kişilik pasta kutusunu ve plastik çatalı çıkardı. Şaşkınca suratıma baktı.

-        Bunlar ne komutanım dedi.

-        Ye dedim. Önümdeki dosyaya döndüm.

-        Bana mı aldınız dedi heyecanla. Kafamı kaldırıp bakınca yeşillerinin parladığını gördüm. Bu çok hipnoz ediciydi.

-        Sana aldım.

-        Neden ki?

-        Son zamanlarda pek yemek yemediğini gördüm. Özellikle ben yemekhanedeyken yemekhaneye uğramadığın da malum. Bu yüzden aldım.

-        Bana kızmıştınız. İğrenmiştiniz. Şimdi neden böyle bir şey yapıyorsunuz ki? Dedikleri çok doğruydu, iğrenme dışında. O an içimdeki iblis sustu.

-        Ben 12 yaşındayken antisosyal kişilik bozukluğu tanısı aldım. Ama babam asker olduğu ve benim de asker olmamı istediği için hastalığımı gizledi. Bilir misin bilmem ama bu psikolojik bir hastalık. Saldırganlığın, empati yoksunluğunun ve dürtüselliğin baş gösterdiği bir durum. Beni kışlada yeterince gördün ve bence tanıdın. Bu özellikleri fazlasıyla taşıyorum.

-        Pembe hayallerimi süsleyen beyaz atlı prens değilmişsiniz yani dedi burukça gülümseyip.

-        Maalesef öyle.

-        Yine de bana pasta almanızı açıklamaz ki. Sizi tanımasam özür diliyorsunuz sanırdım.

-        Neyse ki beni tanıyorsun da böyle bir şey yapmayacağımı biliyorsun. Dediğim şeye minikçe kıkırdadı.

-        Biliyorum dedi. Dişlerimi sıktım. Çünkü yine ısırma dürtümle boğuşuyordum.

-        Sana pasta alma sebebime gelecek olursak açlıkla sınanan biri olarak bu hayatta en nefret ettiğim şey birinin aç kalmasına sebep olmak olabilir. Kimsenin aç olmadığı bir dünya mümkün değil elbette ama en azından etrafımda benim yüzümden biri aç kalsın istemiyorum.

-        Bu yüzden o askerin kafasını çöpe soktunuz değil mi dedi büyük bir sırrı çözer gibi. Güldüm. Gülüşüme baktı. Dudakları çok hoş bir şekilde kıvrıldı.

-        O yüzden. Yemeğin israfı da çıldırtır beni.

-        Diğer birçok şey gibi dedi içine doğru bir sesle. Bu dediğine kahkaha attım. Yeşillerinde tekrar bir parıltı kazanmıştım.

-        Beni iyi tanımışsın. Şimdi o pastayı ye. Sessizce. Ben de işime döneyim dedim.

-        Tamam komutanım dedi.

Pembe pastayı açıp keyifle yedi. Önüme konulan ve hiç içmediğim sıcak çayı da uzattım. Onu da alıp sevinçle yemeye devam etti. Pastadan aldığı her ısırıkta içimde tarifi mümkün olmayan bir şeyler oluşuyordu. Midemde kasılma vardı. Hasta mı oluyordum acaba? Filmlerde tarif edilen heyecan bu muydu?

KOZA Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin