En son olayın üzerinden yaklaşık bir ay geçmişti. Bu bir aylık süreçte ömrümde hiç yaşamadığım bir çöküntü yaşıyordum. En son ne zaman duygusal bir yorgunluğum oldu, en son ne zaman bir şeyler içimi kemirdi hatırlamıyordum bile. Ama şimdi bir zehir gibi içime yayılmıştı. Onu düşünmeden tek bir an geçiremiyordum. Kendimi bildim bileli öfkeme sığınan diğer duyguları bilmeyen ben içimde anlam veremediğim bir savaşın çilesini çekiyordum. Bu içimde anlamadığım bir şey yaratırken seanslarla başlayan uykularım yok olmuştu. Resmen dakika kadar yatıyor, kabus görüyor uyanıyor ve asla geri yatamıyordum. Seanslara gitmeyi de bırakmıştım. Doktor gösterdiğim bu tepkiye korktuğum şeyin adını verirse ne yapacağımı bilmediğim için nöbetlerimin olduğunu bahane edip gitmiyordum. Uyuduğum nadir anlarda rüyalarıma geliyordu. Sürekli onu görüyordum. Bazen bana gülüyor, elimi tutuyor, yemek yediriyor, öpüyor, saçımı okşuyor, sevişiyordu benimle. Bu kabuslardan herhangi birini görsem bile bir daha tüm gece uyuyamıyordum.
O olaydan sonra iki gün hasta yattı. Revirde. 48 saat boyunca. Benim yüzümden. Vicdan azabı denilen şey bu muydu acaba? Neyse. Önemsiz ve sikik detaylardı bunlar. Hislerim öfke deyip de işin içinden sıyrılamayacağım kadar karışmıştı. Karaca bir daha hiç karşıma çıkmadı. Karargahın içinde sanki hiç yokmuş gibiydi. Onu ortak alanlar ve ortak etkinlikler dışında hiç görmüyordum. Gördüğüm her an ise asla bana bakmıyordu. Direkt ona hiç hitap etmiyordum ben de. Oynadığı hayalet oyununda yardımcı başrol olarak gayet iyi iş çıkarıyordum.
Zaten o günden sonra albaydan da fırça yemiştim. Askerleri yorma gerekçesiyle bana uyarıda bulunmuştu. Karaca o ilk tanıştığım haline dönmeye başlamıştı bile. Bu bir ayın sonunda toparlanmıştı neredeyse. Verdiği kiloyu almamıştı tabi hala. Ama neşeliydi. Gördüğüm nadir anlarda köpekle oynamaya ve arkadaşlarıyla yüksek sesli gülüşmeye devam ediyordu.
Her şey yoluna giriyordu onun için benim içinse rayından çıkıyordu. Yasemin ile görüşmeyi bırakmamıştım bu arada. Nadir de olsa onu görüyor, istediğimi yapıyordum. Gerçi hiç tat alamıyordum. Zevk vermiyordu. Belki sorun Yasemin'dedir diye düşünüp eskilerimle de takıldım ama olmuyordu. Hepsi aynı hezeyanı tattırıyordu bana. Bazen boşalamıyordum bile. Cidden her şey saçma derecede karışmıştı. Üstelik Karaca'nın teskeresi yaklaşıyordu. Son 36 günü kalmıştı.
Günlerimi oldukça normalize ederek geçirmeye çalıştığım bir nöbetimde garip bir şeye şahit olmuştum. Gece karargahı gezerken Karaca'nın olduğuna emin olduğum bir sesin banyolardan geldiğini duymuştum. Oraya sessizce yürüdüğümde Karaca'nın
- Ne istiyorsun Ekrem abi diye sorduğunu duydum. Ses tonu endişeliydi. Görebileceğim bir pozisyon alınca Karaca'nın üzerinde sadece beline sarılı bir havlu olduğunu, ıslak bedenini ve korkmuş gözlerini gördüm. Ekrem denen sikik de önünü kesmişti. Karaca bir eliyle şampuan şişesini bir eliyle de havlusunu sıkı sıkıya tutmuştu. Ne olduğu çok aşikardı. Ekrem araya girip
- Ne isteyeceğim oğlum? Sen biliyorsun bence dedi ve bedenini baştan başa süzdü.
- Ben bilmiyorum bir şey deyip çıkmaya çalıştı ama Ekrem kolunu tuttu ve geriye itti.
- Kara uğraştırma beni. Öldürsem seni şurada kimsenin ruhu duymaz. Peşine düşecek bir anan baban da yok. Güzel güzel ver istediğimi ben de tatlı canını sıkmayayım deyip elini saçlarına uzattı. Karaca iğrenir bir ifadeyle uzaklaştı elinden.
- Dokunma bana. Öldürsen de fark etmez. Peşimden gelecek kimsem yok. Kaybedecek bir şeyim de yok. Sabrımı sınama benim. Ekrem kahkaha atıp
- Bücüre bak sen. Bir de tehdit ediyor. Seni ağlata ağlata siktiğimde de böyle konuşacak mısın merak ediyorum.
- Şerefsiz herif. Ne sanıyorsun lan beni?
- Yetimhane piçi değil misin illa vermişindir o götü. Şimdi de bana da vereceksin. Alışık olduğun iş. Hem Süleyman istese verirdin değil mi? Benim ondan neyim eksik?
- Onu karıştırma. Sen de anca benim cesedimi sikersin deyip şampuanını kafasına geçirdi.
Hızlıca çıktı banyodan. Havluyu daha sıkı sarıp koşar adım yatakhaneye ilerledi. Ekrem kafasını tutarken ona bakıp sırıttım. İşte benim oğlum.
O an Ekrem'e baktığımda bir şey fark ettim. Benim için acı bir kabulleniş zor bir aydınlanmaydı. Ben endişelenmiştim. Bu sikiğin Karaca'ya zarar verebilecek olması fikrinden endişelenmiştim. Bunun dışında bir diğer şey ise Karaca'ya birinin dokunacak olmasının içimi çıkılmaz bir öfkeyle doldurduğuydu. Bu da kıskançlıktı. Ömründe sadece öfke, haz ve açlığı tanımlayabilen ben şu an iki yeni duyguyu elle tutulacak kadar somut bir şekilde hissediyordum. Kalbim sıkışıyor, midem kasılıyordu. Karaca'nın benim dışımda biri tarafından zarar görecek olma ihtimali kafamdan dumanlar çıkmasına sebep olmuştu. Tüm bu sikik düşünceler tek bir yere varıyordu. Ben bu çocuğu önemsiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOZA
Romance"Çok kaçtım senden Karaca. Sen yavru köpek gibi peşimde dolanırken çok uğraştım. Senden uzak durup hayatını karartmamak için. Seni bir kere tadarsam asla bırakamayacağımın bilincindeydim. Asla gitmene izin vermeyeceğimin. Ama durmadın. Ben senden ka...
