“Bugün izin aldım, okula gitmeyeceğim, oturmakta zorlanıyorum da biraz” kışladayken gelen mesaja bakıp sırıttım. Dediklerimin ciddiyetini anlaması gerekirdi. Böyle biriyle ömür geçirmek istemesi delilikti. Büyük ihtimalle böyle başlayıp ilerde “beni değiştirebileceğini” düşünüyor olmalı. Bu pespembe hayalini yıkmak aşırı keyifli olacaktı.
Odama girdiğimde lavanta kokusu duydum yine. Bana bakıp selam verdi. Kapıyı kapatıp kollarımı birleştirdim. Dimdik ona bakarak
- Ne işin var burada asker?
- Abdi komutan bir dosya istedi de. Sizin dolabınızdaymış.
- Sen ben yokken içeri girmeye iyi alıştın bakıyorum.
- Özür dilerim komutanım.
- Sürekli özür diliyorsun. Birkaç adım yaklaşıp yüzümü yüzüne hizaladım. Nefesi kesildi. Neden sürekli özür dileyeceğin şeyler yapıyorsun dedim. Ürkekçe ve çocuksu bir heyecanla elindeki kepi sıktı. Yüzümde gezen gözlerini zar zor sabitleyip
- Bilmiyorum ki dedi. Heyecandan konuşamamıştı bile. Kahkaha atıp geri çekildim. Sonra ona dönüp dosyayı al ve çık dedim.
- Ta..tamam komutanım dedi. Bir dosya alıp çıktı.
Yanımdan geçerken soluk soluğaydı. Bu cidden müthiş bir histi. Günün geri kalanı albayla yapılan toplantı ve rutin işlerden oluştu. Bugün nöbetçiydim. Uzun zamandır nöbete kalmıyordum. Görevden sonra dinlendirmek istemişti albay beni. Arada bir işe yarıyordu bunak herif. Odamda otururken askeri üstü çıkarıp tişörtümle kaldım nasılsa mesai bitmişti ben de tüm gece burada olacaktım. Nöbet kulübelerini gezer, karargahta dolaşırdım. Gece verdiğim cezalar daha keyifli oluyordu.
Odamın kapısı çaldığında sandalyeme yaylanmış bir şekilde oturmuş gözlerimi dinlendiriyordum. Pozisyonumu bozmadan “gel” dedim. Gelenin Abdi olduğunu anlamak için gözümü açmama gerek yoktu. Burnum fazla hassastır. Ayrıca Abdi ayaklarını sürüyerek yürür.
- Napıyorsun Süleyman, bir yerin mi ağrıyor yoksa dedi. Gözümü araladım ve biraz düzelttim postürümü. Samimi bir endişeyle sorduğunu bildiğimden onu endişelendirmek istememiştim. Ne kadar sikikçe bir hareket. Kendi kendime midem bulandı. Yumuşamak hiç bana göre değildi.
- İyiyim, nöbet için dinleniyordum.
- İyi iyi.
- Neden çıkmadın? Saat geçti.
- Sana bir şey söyleyecektim. Aslında emin değilim söyleyip söylememek konusunda. Nişanlı adamsın. Bir de o tarakta bezin yoktur. Hem de askeriyedeyiz. Ama ne bileyim işte. Seni uyarmam mı gerek… diye geveleyince aşırı gıcık olup
- Ağzında yarak varmış gibi ne konuşuyorsun Abdi? Ne diyeceksen adam akıllı desene diye çıkıştım. O da gergince cebinden küçük bir defter çıkardı. Bana uzattı.
- Baksana bir buna dedi. İçini açıp bakınca kara kalem çizilmiş resimler gördüm. Daha doğrusu benim resimlerim. Gayet iyi şekilde çizilmiş suratımın, sağ ve sol profilimin, boydan duruşumun, hatta imza hareketim gibi olan ellerimi arkada bağlama şeklim bile vardı.
- Fazla iyi bir sanatçı ve gerçek bir iz sürücü. Sapığım mı var yoksa sen mi bana aşık oldun?
- Saçma sapan konuşma. Sen benim tipim değilsin dediğinde ciddi mi şaka mı yapıyor diye baktım. Ciddi olduğunu görünce kahkaha attım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOZA
Romance"Çok kaçtım senden Karaca. Sen yavru köpek gibi peşimde dolanırken çok uğraştım. Senden uzak durup hayatını karartmamak için. Seni bir kere tadarsam asla bırakamayacağımın bilincindeydim. Asla gitmene izin vermeyeceğimin. Ama durmadın. Ben senden ka...
