GÜNCE - 5

210 9 2
                                        

- Peki lise nasıldı?

- Lisede askeri liseye gitmiştim. Koğuşlarda yatıp kalktığın, her gün eğitim gördüğün, sürekli tatbikatlara çıkıp gece kendini yatağa zor attığın bir dönemdi. Nesini anlatayım ki?

- Babanız mı istemişti gitmenizi?

- Babam bir şey istemez doktor. Yap der yaparsın yapmazsan aç kalırsın.

- Şimdiki yemek konusundaki hassasiyetiniz de buradan geliyor sanırım. Empatiden yoksunsunuz ama açlık ya da aç kalan birini görmek sizi üzüyor. Empati kurabildiğiniz anlayabildiğiniz üçüncü duygu bu değil mi?

- Evet. Sanırım o yüzden.

- Diğer iki duygu da saldırganlık ve cinsellikle ilgili eylemler.

- Evet dedim rahatsızca. Beni böyle çözmesi rahatsız ediciydi. Tüm beynimi önüne sermiş gibiydim. Üstelik çok konuşmamıştım bile. Bana bakıp

- Devam edelim lise anılarınıza. Lisede nasıl bir çocuktunuz? Çalışkan, efendi, sessiz, kavgacı, sorunlu? Hangisi?

- Biraz nasıl derler belalı bir tiptim. Korkardı herkes benden.

- Bunun bir sebebi olmalı Süleyman, bey demedim ama sorun olur mu?

- Olmaz. Sebebi elbette vardı. Kavgacı biriydim. Evde dayak yerdim, gelir hıncımı arkadaşlarımdan alırdım. Sürekli disipline giderdim. Ya da disipline gitmemek için gizlice yapardım. Korktukları için şikayet bile edemezlerdi. Hatta şu an beraber çalıştığımız Gökhan komutan da o lisedeydi. Beni iyi tanıdığı için anlaşamıyoruz ya.

- Sadece fiziksel şiddet mi?

- Fiziksel ve psikolojik.

- Cinsel şiddet?

- Hayır, bunu hiç yapmadım.

- Düşündün mü?

- Düşünmedim. Saldırganlık gibi cinsel dürtülerimde ergenliğimde yükselmişti. Özellikle de cinsel açlığım. Onun için erkek çocuklarıyla dolu ve gücümün rahatlıkla yettiği bir okulu seçmedim. Benden yaşça büyük bir kadınla tanışmıştım. Onu kullanırdım. Şimdiye kadar hiç erkekler ilgimi çekmedi.

- Cinsel dürtülerini fazlasıyla sert yollarla giderdiğini söylemiştin.

- Evet, genelde sıcak temaslardan, bana dokunulmasından nefret ederim.

- Sana dokunmaya çalışan birinin kolunu kırdığını da söylemiştin.

- Evet. Sana fazla bilgi vermişim ha.

- Merak etme anlattıklarını saklamam için iyi para da veriyorsun dedi gülerek. Bana kalırsa diye devam etti öfkeyi bir kalkan gibi kullanmışsın. Yansıtma dediğimiz bir savunma mekanizması vardır. Babandan aldığını arkadaşlarına vermen gibi. Gücünün yettiğine kurduğun hakimiyet bana narsistçe geldi. Başkalarının sınırlarını kabul etmeyen yüksek bir hak görme duygusu barındırmışsın. Senin için basitleştireyim kendini babanın seni gördüğü kadar zayıf olmadığın konusunda ikna etmeye çalışmışsın ve bunu da babandan öğrendiğin şekilde yapmışsın.

- En nefret ettiğin şeye dönüşmek gibi.

- En nefret ettiğin şeye dönüşmek gibi. Çünkü bildiğin başka bir yol yok. Ama yeni yollar öğrenmek mümkün.

Seans bittiğinde beynimde davullar çalıyor gibiydi. Yaptığı her analiz beynimde zonklamaya sebep olmuştu. Babama dönüşmek bir kabusun vücut bulmuş haliydi. Öfkem kanımı kaynatırken sessiz yolda karşıma çıkan geyiğe doğru süratle sürdüm. Onu ezersem belki de içimden atmam gereken öfkeyi atabilirdim. Ayağım gazı köklerken aklım babamla doluydu. Keşke onu ben öldürseydim. Ama bu düşünce bile ona ne kadar benzediğimi gösteriyordu. Nefret damarlarımda dolanıyorken nasıl diğer duyguları tadıp mutlu biri olabilirdim ki? Zehir sanki ağzımdan dökülürcesine bir bağırtıyla çıktı. Zavallı hayvan benden daha akıllı olduğunu göstererek anında çekildi yoldan. Bağırtım ve öfkem bittiğinde arabayı durdurdum. Nefes nefeseydim. Sanki biri ile boğuşmuş gibi. Kendimle boğuşmuştum aslında.

Sakinleşmek için saymaya başladım. Nefesimi çekip midemi şişirdim, üç saniye sayıp göğsüme yolladım, burada da üç saniye bekletip yavaşça dışarı verdim. Bunu üç kez tekrarladım. Daha iyi hissediyordum.

Karargaha varınca odama girmeden nöbetçi yanıma yanaştı, selam verip tedirgince

- Süleyman komutanım, Abdi komutan gelince bana uğrasın demişti, dedi. Konuşan nöbetçinin çenesine postalımla vurmamak için yüksek bir direnç gösterip

- Tamam dedim. Belirgin bir şekilde rahatlaması beni daha da öfkelendirirken geri çekildi. Sinir ediyordu bu kadar korkak olmaları. Abdi'nin odasını tıklayıp "gel" demesiyle içeri girdim. Yalnız görünce yanına yanaşıp masanın önündeki deri koltuklara attım kendimi. Selam vermeme bile gerek yoktu.

- E hoş geldin paşam. Yüzünde yine güller açıyor.

- Uzatma Abdi niye çağırdın?

- Bayadır görüşemiyorduk. Ondan çağırdım.

- Suratımı görüp de iyi hisseden tek kişi sensin sanırım. Kahkaha attığında kapı çaldı. İçeri Karaca girmişti elinde tepsiyle. Selam verip kahveleri önümüze koydu. Benim kahvemi koyarken kızardı ve eli titredi. Etkileniyordu benden. Sikik narsistik duygularım havalanmıştı. Abdi bana bakıp

- Kara kahveyi çok iyi yapar bir iç dedi.

- Karaca değil miydi adın? Soruma heyecanla karşılık verdiğinde gülmemek için ağzımın içini ısırdım.

- Karaca ama Kara diyorlar komutanım. Lakap gibi bir şey.

- Hım benim de lakabım var dedim.

- Nedir komutanım dedi hevesle.

- Sen söylesene Abdi dedim. Abdi yarı gülme yarı ayıplamayla

- Korkutmasana çocuğu dedi, boş ver Kara teşekkür ederiz çıkabilirsin. Çocuk garip bir hüzünle bana bakıp çıktı.

- Niye uğraşıyorsun bu çocukla dedi bana kapı kapandığında. Yaptığı lezzetli kahveyi yudumlarken

- Hoşlanıyor benden. Ben de gerçek yüzümü gösteriyorum ki askeriyede sikik hayallere yer olmadığını bilsin dedim.

- Yok canım daha neler. Sırf güzel suratlı diye öyle olacak hali yok ya sen kuruyorsun bence.

- Benim insanlar hakkında yanıldığımı ne zaman gördün?

- Doğrudur pek göremedim. Ama olabilir mi ki?

- Neden olmasın? Genç ve yakışıklıyım. Otoriter ve sertim. Onlara bok gibi davrandığım halde kaç kadının peşime düştüğünü unuttun mu?

- Fazla kibirli olsan da öyle olmuştu. Leyla'nın bir arkadaşını da kırmıştın.

- Leyla eşin olmasa o kıza daha fazlasını yapardım. Senin hatırına.

- Bak böyle şeyleri aniden söyleme kendimi kıymetli filan sanacağım dedi kahkahayla. Ben de sırıttım.

KOZA Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin