Ertesi sabah askerlerden en güvendiğimi hatta tek güvendiğimi çağırdım. Alper, evli barklı çocuklu akıllı bir adamdı. Gözüme girmeyi de başarmıştı. Yanıma geldiğinde
- Söyle bakalım Alper dün ne oldu?
- Komutanım, bu Kemal iti çok affedersiniz ama takık Karaca’ya. Çocuğun üstüne oynayıp duruyor. Kaçtır susuyordu çocuk en son patladı.
- Niye gidiyor ki üstüne?
- Zayıf gördü herhâlde ondan.
- Karaca’nın hiç mi suçu yok?
- Komutanım sessiz sakin melek gibi çocuk. Daha zaten 20 yaşında. Masum bir çocuk gibi. Hepimiz de biliyoruz da dün size karşı gelemedik.
- Olay nasıl patlak verdi onu anlat.
- Kemal laf attı. Kara da karşılık verdi.
- Alper dişlerini mi sökeyim? Adam gibi anlat şunu.
- Şey komutanım bizim Kara yetim. Küçüklükten anası babası ölünce yetimhaneye vermişler. Bu Kemal piçi de “sen yetimhanede şeylik mi yapıyordun” deyince Kara da dayanamadı.
- Neylik?
- Orospuluk dedi sıkıntılı bir nefesle. Çocuk güzel yüzlü diye öyle imalarda bulunup duruyor.
- Karaca neden bana bir şey demedi?
- Siz onu dinlemeden vurunca küstü. Tüm gece ağladı.
- Küstü dedim ve kahkahama engel olamadım. Bildiğin küstü ha dedim. Alper beni ilk kez kahkaha atarken görmenin verdiği şokla alık alık suratıma baktı. Kendine geldiğinde
- Çok hassas çocuk komutanım. Ömrünce tek başına ayakta durmaya çalışmış. Şimdi kimsesizliğinden vurulunca dayanamadı bir de siz vurunca kırıldı. Çocuk gibidir o deyiverdi.
- Sikik detaylara ihtiyacım yok Alper. Çık şimdi dedim selam verip çıktı.
Duyduklarımla bir tuhaf olmuştum. O Kemal’in ağzına sıçacaktım. O kesindi. Ama aklımı kurcalayan başka şeyler vardı. Karaca’nın bana küstüğünü, ben ona vurunca gücenen bakışlarını, kimsesiz oluşunu kafamda döndürüp durdum. Net bir sonuca varamadım. Acımış mıydım, ilgimi mi çekmişti, üzülmüş müydüm, hoşuma mı gitmişti bilmiyordum. Ama belirgin bir şey vardı kafamda. Karaca ile uğraşmak bana çok ciddi bir haz verecekti. O suratın aldığı her şekli görmek istiyordum özellikle de ıslak gözlerini.
Dışarı avluya çıkıp eğitim alanına yöneldim. Beni bekleyen bölüğe bakıp
- Beni rahatta dinle dedim. Bugün eğitimden muafsınız. Serbest bırakıyorum sizi. Dediklerimle şaşkınlık ve sevinç dalgası yayılırken ancak biriniz hariç dedim volta atmaya başlarken. Bana döndüklerinde disiplinsiz, emir dinlemeyen, itaat etmeyen erlerden nefret ederim. Ama en çok da yalan söyleyenlerden nefret ederim dedim. Korkuyla birbirlerine baktıklarını görünce Kemal Bakan dışındaki herkes dağılsın, ama gösteri izlemek isteyen varsa çimlere oturabilir dedim.
Hepsi şaşkınca dağılırken bazıları cidden de çime oturdu. Karaca da uzaklaşsa da görebileceği bir yere sotelendi. Kızarık yanağı üstünde iz bırakma dürtüsü yaratıp içimi karıncalandırırken bakışımı alanın ortasında tir tir titreyen Kemal’e çevirdim.
- Hazır mısın canım dedim sahte bir telaşla. Bana bakıp
- Komutanım, tek suçlu ben miyim?
- Beni mi sorguluyorsun asker?
- Hayır komutanım.
- Hadi başla. Şınav pozisyonu al ama dur dur şuradaki çamuru görüyor musun orada al dedim.
Kaderine razı bir şekilde oraya ilerledi. “Bir” diye başladım saymaya. Her “Beş”e geldiğimde tekrar başa döndüm. Dermanı kesilene kadar devam ettirdim bunu büyük bir zevkle. Ayağımı sırtına koyduğumda yere yığıldı. Yığılınca kafası çamura battı. Neşeli bir kahkaha attım. Harika bir histi. Kafasını kaldırmaya çalışınca diz çöküp elimle yere yapıştırdım tekrar kafasını. “Bir daha senle ilgili tek bir bok duyayım Kemal, bu çamura gömerim seni” dedim kafasını daha da çamura sokarken. Elimin altında çırpınınca bıraktım. “Serbestsin” deyip odama doğru büyük bir rahatlama dalgasıyla gittim. Bizi izleyen seyircilerimize de bakıp Karaca’yı görünce kısa bir bakış atıp yürümeye devam ettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOZA
Romance"Çok kaçtım senden Karaca. Sen yavru köpek gibi peşimde dolanırken çok uğraştım. Senden uzak durup hayatını karartmamak için. Seni bir kere tadarsam asla bırakamayacağımın bilincindeydim. Asla gitmene izin vermeyeceğimin. Ama durmadın. Ben senden ka...
