BÖLÜM 46; HİSLERİNİ KABULLENMEK
Üç hafta sonra...
Çocukluğundan beri hayallerini süsleyen bir şeyi gerçekleştirince kaç yaşında olursa olsun insanın çocuk yanı içinde kıpır kıpır oluyordu. Neşeleniyordu ve kendi zihninde döndürdüğü bir şarkıyla saçma sapan figürlerle dans ediyordu.
Küçük Alara'nın en büyük hayali bir gün İngiltere'ye gidebilmekti. İngiltere'de okumak listenin devamında geliyordu. Bugün bunun için ikinci adımı atmıştım. İlk adım İngiltere'de okuyabilmek için sınavlara girmekti. İkincisi ise buradaki bir üniversiteye mülakata gelmekti.
Ben bu iki büyük adımı atmıştım ve şu an kendimle hiç olmadığım kadar gurur duyuyordum.
Tuğçe ile birlikte ülkeye geldiğimizde ilk olarak bir otele yerleşmiş ardından da mülakatın yapılacağı üniversiteye gitmiştik. Dün onlarca adayla birlikte hayatımda ilk kez bir mülakata girmiştim. Benim açımdan çok güzel geçmiş olsa da okula alınıp alınmayacağımı bilmiyordum. Sonuç ne olursa olsun bu noktaya kadar çabalamış olduğum için bile mutlu olacaktım.
Bugünü ise bir haftalık tatilimizin başlangıcı ilan etmiştik. Sabahtan beri Londra sokaklarında gezmediğimiz tek bir yer kalmamıştı. En sonunda yorgunlukla yeşilliklerle dolu bir bahçede herhangi bir banka oturduğumuzda soluklanmamıza bile fırsat tanımadan telefonumu çıkarıp Gökalp'i görüntülü aramıştım.
O Türkiye'deydi. Planladığımız gibi Tuğçe ile beraber gelmiştik. Bu kız kıza bir tatildi.
Gökalp kısa bir çalışın ardından aramayı cevapladığında yakışıklı yüzü ekranda belirdi. Karizmatik suratının her bir noktasında bakışlarımı gezdirirken her gün beni bir öncekinden daha çok etkilemesini şaşkınlıkla karşılıyordum. Dağınık sarıya çalan kumral saçları alnına dökülürken ve hafif kısılmış yeşil gözleri ile kameraya bakarken çok yakışıklıydı.
Sanırım ben bir günde bile onu çok özlemiştim.
Gökalp aramayı cevaplar cevaplamaz, "Unutuldum," dedi. "Resmen unutuldum. Örselendim, kırıldım. Varlığım yok sayıldı. Benim gibi birinin varlığı yok sayıldı. Ben unutulacak insan mıydım?"
Kendince oynadığı drama sahnesini gülerek izlerken yanımdaki Tuğçe kadraja girmese de Gökalp'e tuhaf tuhaf bakıyordu. "Ohoo, bebeğim sen beş dakika seni arayıp sormadığımda bu hale geleceksen bizim çok işimiz var."
Gökalp'in daha ben konuşurken bile itiraz etmek için araladığı dudakları hiçbir şey söyleyemeden kalakalırken yüzünde sersemlemiş bir ifade belirdi. "Bebeğim mi?" Sesi sevimli bir avellikteydi.
"Hep sen diyorsun. Bir kere de ben diyeyim dedim. İtirazın mı var?"
"Hayır, hoşuma gitti." Dudaklarında inci gibi dizilmiş dişlerini gösteren çekici bir sırıtış belirdi. "Yüz yüzü de duymak isterim, bebeğim." Özellikle bebeğim kısmında bir vurgu vardı.
"Yüz yüzeyiz işte."
"Gerçek anlamda yüz yüzeden bahsediyorum sarışın." Sırıtışı muzip bir ifadeye bürünürken yeşillerinde de aynı duyguyu barındıran bir bakış belirdi.
Yanımdaki Tuğçe'den sahte bir kusma sesleri yükseldiğinde ters bakışlarımı üzerine diktim. Bir insanın romantikliğe hiç mi tahammülü olmazdı? "Neyse," dedi Gökalp. "Siz ne yapıyorsunuz?"
Ekrandaki kamera simgesine dokunarak görüntünün arka kameraya geçmesini sağladım. Telefonu havaya kaldırarak bulunduğumuz noktadan görünen Big Ben'in kameranın kadrajına soktuğumda konuşmaya başladım. "Tuğçe Big Ben'in önünde fotoğraf çekilmek istediği için bizi buraya kadar sürükledi. Yarım saat boyunca fotoğrafını çektim ve hiçbirini beğenmedi."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇİZGİ İHLALİ (VOLEYBOLCU)
Teen FictionAlara Yılmaz babasının antrenörlüğünü yaptığı milli erkek voleybol takımının kaptanına aşık olur... '300423
