the world is ugly

109 15 75
                                        

merhabaa bu platformda yeterince frerard fici olmadigi icin bir tane de ben yazmak istedim.

umarim begenirsiniz!!

iyi okumalarrrr

160623!

gerard way-

Frank Iero ile ilk sevgili oluşumuzda lise son sınıftaydım.

O zamanlar hayattan bir beklentim yoktu. Küçük bir kasabada yaşıyordum. Tutarlı bir rutini takip etmekteydim. Yaptığım şeyler belliydi, her gün evimizin biraz uzağındaki gölete gider, akşam olana kadar vaktimi orada geçirir, hava kararmaya yaklaştığında da çavi adındaki mavi bisikletimi oradan oraya sürer dururdum.

Bunların dışındaki tek aktivitem ise bitmesin diye sayfalarını arkalı önlü olarak kullandığım yaprakları sararmış defterime eskiz karalamaktı.

Günlerim bundan ibaretti işte, bomboş ve sıkıcıydım. Geleceğe dair en ufak bir hedefim bile yoktu. Bu dünyaya boşa gelmiş gibi hissediyordum -ki haksız sayılmazdım çünkü annem de benim için aynı şeyleri söylüyordu- ve öylesine yaşayayım gitsin kafasındaydım.

Sabah akşam başıboş geziyordum ve son bir senedir okuduğum okulu da pek salladığım söylenemezdi.

Okuyup bir şey olacağıma dair umudumun son kırıntılarını da geride bıraktığımız bir önceki senede yitirivermiştim.

İşsizdim ya da babamın değişiyle halime it kopuk veyahut serseri de denilebilirdi. Ancak onun dediği şeyleri takmayı da bir süre önce bırakmıştım.

En azından ben kendi çapımda uğraştığım belirli bir şeylere sahiptim ancak ihtiyar aynı zamanda alkolik babamın böyle bir yeteneği bile yoktu.

Yani benden daha kötü durumdaydı.

Her neyse yapmayı sevdiğim nadir bir şey daha vardı.
Müzik.
Müzik yapmayı seviyordum.

Gitarımı elime aldığım anda gelen o gevşeme hissini tarif bile edemezdim. Sanki tellere dokunduğum anda bütün sorunlarım teker teker yok oluyordu. Bu muhteşemdi. İçimde biriktirdiğim kiri yazdığım şarkı sözleriyle akıtmak ücretsiz bir terapi gibiydi.

Tabi ailem bundan da nefret ediyordu. Ancak bu kimin umurundaydı ki?
Onlarla denk düştüğümüz tek an haftada bir ya da iki kere ortak yediğimiz akşam yemekleri oluyordu. Bu da hayatımı istedikleri gibi yönlendirmeleri için onlara yeterince olanak vermiyordu.
Karışmaya çalışsalardı da muhtemelen alacakları cevap "Bu benim hayatım." olurdu.

Günlerden cumaydı ve ailemle yine tartışmıştık. Şaşırtıcı değildi fakat sinir bozucu olmadığını da söyleyemezdim. Beraber yediğimiz tüm yemeklerin aptalca ve her defasında benimle alakalı sebeplerden dolayı tartışmayla sonlanmasından bıkmıştım.

Sanki hayatları mükemmelmiş de tek sorun benmişim gibi davranıyorlardı. O kadar gülünçlerdi ki!
Bundan nefret ediyordum.
Babamın tiksinç bir alkolik olmasından, annemin sesinin sadece bana çıkmasından ve bu ıslak tahta kokulu, rutubete bulanmış, baraka evimizden nefret ediyordum.

Ama merak etmeyin. Henüz her şey tam anlamıyla boka batmış durumda değildi.
Bu tamamen çekilmez olarak adlandırdığım hayatımı şikayet ettiğim tüm bu şeylere rağmen hala katlanılır kılabilen birisi vardı.
Frank Iero.

interludeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin