Merhaba, VURGUN ailem! Oy ve okunma arasında büyük fark olunca üzülüyorum. Oy vermeyi ve yorumlamayı unutmayın lütfenn. Uzun, sindirilmesi gereken bölüm oldu. Ara vererek okuyalım :) Keyifli okumalar
Bölüm günleri ve daha fazlası için:
Instagram, burcinsaridogann
Bölüme geçmeden önce;
🦋
Güncel Gürsel Artıktay, Sar'altınım
Dört Dört İki, Kim Ölü Kim Diri
19. BÖLÜM: ''ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDA.''
Bir gün herkesi kaybedebilir insan; annen olur bu, baban olur, arkadaşın olur ve bazen de kardeşim dediğin insan. Ölümle yaşam arasındaki o ince ipte sevdiğini kucaklarken bulursun kendini. Küçücük kollarım nasıl sarardı Emre'yi, şimdi uzanmıyor ona. Bak, bu böyle bir dünya. Kim sardı da bırakmadı sevdiğini, yaşattı, bir ömür boyunca?
Nare, diyorum. Bazı kaybedişler olur ve bu milattır insanın hayatında. Bazı insanlar çıkar hayatından; acımasızca alırlar onu senden, en kötüsü de sonu gelmeyeceğini bilirsin. Ben şimdi tüm sevdiklerimin başındayım, onları ne zaman kollarımın arasında kaybedeceğim diye düşünüyorum. Çünkü öyle dedi bana. Sevdiklerini elinden ala ala, yavaşça öldüreceğim seni.
''Özür dilerim,'' diye fısıldadığımı ve sonra Vural'ın kolları arasında bilincimi kaybettiğimi hatırlıyorum. Gözlerimi açtığımda Vural'ın kolları arasında değil, yumuşak bir yataktaydım. Zihnim bir süre yaşadıklarımı idrak edemedi, sonra bir perde gibi döküldü yaşananlar ve gözyaşlarım yavaşça süzülmeye başladı.
Duvardaki saate baktığımda gece yarısını çoktan geçtiğini gördüm. Kulaklarıma uğuldadı yabancı bir ses. Ölüm saati yirmi on altı. Emre gerçekten de ölmüştü. Hem de benim yüzümden. Annem beni doğurduğunda emziremeyecek kadar hasta olduğundan dedem ve babaannem bulmuş Ceylan teyzemi. Emre'yi de kabullenmişler, evladımızdan ayırmayız sen ayırmazsan demişler. Küçücük bir çocuktum gözlerimi açtım, Emre'yi gördüm. Kendi abimi nasıl seviyorsam öyle sevdim. Kaçırılmadan ve tüm bunlar yaşanmadan önceki son anımız aklıma geldiğinde gözyaşlarım sicimle akmaya devam ediyordu.
Geri döndüğümde eski Nare değildim, o da biliyordu, çok ağır şeyler yaşamıştım ve yapayalnız kalmıştım. Birdenbire değişmemiştim ben, öncesi de vardı. Şu an kendimi yine çok yalnız ve çaresiz hissediyordum.
Uzandığım yataktan doğrulurken Vural'ın değil, ailemin evindeki odamda olduğumu fark ettim. Başucu lambamı izledim ve bir süre idrak etmeye çalıştım. Ağlamamı durduramıyordum. Yataktan kalktım ve çıplak ayaklarla yürüdüm, odadan çıktım. Asansöre bindiğimde boğulacakmış gibi hissediyordum. Saniyelik zaman dilimi saatler gibi geldi. Asansör salon katında durduğunda kapıyı açtım. Ceylan annemin ağlama sesini duyduğumda dudaklarımın arasından acı dolu bir inilti döküldü. ''Oğlum,'' dedi feryat edercesine. ''Yavrumu getirin bana...''
Karşısına çıkacak yüzüm yoktu. Asansöre tekrar döndüm; yalının dış kapısına açılan kata, 1'e bastım, gözyaşlarım akmaya devam ederken kapıdan çıktım ve çıplak ayaklarla ıslak zeminde yürümeye başladım. Yağmur yağmış olmalıydı. Havanın keskin soğuk kokusu burnuma dolarken sertçe yutkundum. Havuz başına geldiğimde gözlerimi yumdum; içim titriyordu ama yüreğim nasıl alevlerle dolu, nefes alamıyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VURGUN
Teen FictionVURGUN I, Kelebek Çiçekler çok yakında Lapis Yayınları ile raflarda!.. Geçmiş; yazılmayı bekleyen bir romanın ilk cümlelerini kulağıma fısıldadığında kurtarıcım olan adamın rahesinde ağzımdan akan kan vardı. ''Seni bulduğum gün kollarıma almasaydı...
