GİRİŞ

10K 742 101
                                    

 

 

                "Dokuz otuz."

 

                Genç adam elindeki kalemi beyninden düşünceleri akıtarak çevirirken, gözleri tek bir noktaya sabit kalmıştı. Bir yazarın ne düşündüğünü ya da ne yazacağını kestiremezdiniz. Kaşları hafif çatıktı, yeni çıkan sakalları ona ayrı bir ruh yaratıyor, yazacağı kitaba kendisini de dahil etmeye çalışıyordu.

                Yapamazdı ki, bir yazar kendini satırı oluşturan o iki ince, basit çizginin arasına hapsedemezdi. Bedeni bir kafese bağlıydı belki, fakat bir ruhu ya da beyni hapsetmek, zincirlemek, ya da sert halatlarla bağlamak kabul edilemezdi.

                Zavallı akrep, yelkovanın peşinden koşamayacak kadar ağır hareket ediyordu. O gün, diğer günlere nazaran hiç olmadığı kadar yavaş geçiyordu.

                Genç adam avuç içlerini ahşap masanın kenarlarına bastırıp kendini geri itti. Tekerlekli ofis sandalyesi parkelerde tok bir ses cereyan ettirirken yazar adamın ruhu ve durumu vahimdi.

                Saatin akrebi dokuzu gördüğünde, yelkovan dördün üzerinden giderken genç adam ayağa kalktı. Bu kadar uzun zamandır oturuyor olmayı kendisine olumsuz taraftan ateş edilen acımasız bir eleştiri olarak gördü. İki dakika daha fazla yaşatmak için çabaladığı o karakterler, onu uykularından ediyordu.

                Yelkovan altıyı bulduğunda önünde ona acıyarak bakan beyaz kağıdın üzerine beyni tezahürata geçmeden yarısı suyla dolu bardağı döktü. Bilgisayarın ekranını söndürürken o gözlerini yakan beyaz kağıdın sönüşünü gönül gözüyle izledi.

                Saat dokuz otuzdu.

DOKUZ OTUZ (Raflarda!)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin