Sonunda herkesin yemeği bittiğinde masadan kalktık ve hala kapı aralığında birbirine sıkıca kenetlenmiş olan iki kardeşe baktık. Onları bu halde görünce Melina'yı ne kadar özlediğim bir kez daha aklıma geldi. Eminim şu an o da burada olsaydı bende ona bu derece sıkıca sarılacaktım. O kadar sıkıntının içinde onun hayatını unutuvermiştim. Umarım her şey yolunda gidiyordur.

Zoey omzuyla benimkine hafifçe vurup bana gülümsedi. "Sende Jared'ı mı özledin?" dedi samimi bir tonla. Başımı iki yana sallayarak "Hayır. Kardeşim Melina'yı özledim." diye yanıtladım. Kollarını iki yana açtığında şaşırsam da ona sarıldım. İlk defa sarılıyorduk sanırım ama bu gerçekten iyi hissettirmişti. Sarılmayı sevenlerden olmamın yanı sıra birilerinin beni sevdiğini, benim için yanımda durduklarını hissetmek benim için paha biçilemez ender şeylerden biriydi.

"Daha iyi misin?" diye sordu Zoey şefkatle. Onaylayan bir mırıltı çıkardığımda kısık sesle güldü. Sarılmayı kestik ve herkes odasına gitti.

Aradan iki gün geçmişti ve tek değişen şey bugün Marcus'un bizimle okula geleceği idi. Lisa, Brad'i okulu için hazırlarken hazırlanmayı unutmuştu ve hazırlandığı için kahvaltıya gelmemişti. Biz masadan kalktığımızda birkaç lokmayı ağzına atmış ve Robin'e "Gidebiliriz." demişti. Marcus ile bana anlattığı Sienna olayı sayesinde iyi anlaşıyor gibiydik. Ben hariç herkes bir araca doluştu ve okula doğru yol aldılar.

"İlk derse girme diyorum. Birlikte yürüyerek gidelim. Ah, Jared'ın emri var. Seni sokağa öylece bırakamam." dedi Marc. Anlamaz bir halde yüzüne bakıp "Kaçmamdan mı korkuyor yine?" diye sordum. "Hayır. Birinin sana zarar vermesinden korkuyor. Biliyorsun, seni seviyor." dedi Marcus. Başımı onaylarca salladım ve diğer araca biz bindik. Küçük beyaz bir araçtı. Jared'ın kullandığı bordo Range Rover ile tamamen tezattılar.

Sakin bir şekilde yola koyulduk. Tabi ki yolculuk boyunca ikimizin çenesi de hiç durmadı. O konudan bu konuya atlarken onu gerçekten bir akrabam gibi hissetmeye başladım. Sanırım o kadar çok kez Sienna'nın yerine konulmuştum ki artık kendi benliğimi bile kaybetmeye ve kendimi Sienna sanmaya başladım. Bu gerçekten kötüye işaretti çünkü ben şimdiye kadar asla değişmemiştim. Sienna olmamaya çalışırken bile O oluyordum.

Okula geldiğimizde aracı boş bulduğu yere park ederek benimle birlikte araçtan indi. "Bu okul nasıl bir şey? Elini kolunu sallaya sallaya derse mi gireceksin yani?" diye sordum. Omuz silkip "Müdür, Jared'ın akrabası sayılır. Eh, bende Jared'ın kardeşi sayılırım. Robin'den aldığım üniformalar da üzerimde. Bana sorun yokmuş gibi geldi." dedi rahat bir tavırla. Tek kaşımı kaldırırken "Peki ya neden herkes bu kadar..." Duraksayıp doğru kelimeyi düşündüm. İnsanlar yanına gelip 'nereden geldin?' veya 'niçin geldin?' diye sormuyorlardı. Hatta soğuk davrandıkları bile söylenebilirdi. Öğretmenler hiç sorgulamıyordu.

"Umursamaz?" dedim doğru kelimeyi bulduğumu umarak. Hiç düşünmeden "Meraklıları sevmeyiz. Onlara uyarı yollarız ve eğer uyarıya rağmen böyle devam ederlerse küçük bir bedel öderler." dedi. Artık bu tür cevaplara alışmam gerekse de bir türlü olmuyordu. İnsanların canını bu şekilde yakabilmek hala beni ürkütüyordu. "Ne tür bir ceza?" diye sorarken sesimin titremesine engel olamadım. "Yaptıkları şeye göre değişiyor. Bazen okuldan atılıyor ve diğer okullara o kişi hakkında uyarı yollanıyor. Bazen okula zarar verdiği öne sürülerek ailesinden az olmayan bir miktarda para isteniyor. Bazense merdivenlerden inerken sakarlığı tutan öğrenci ya kolunu ya da ayağını kırıyor işte." dedi.

Duyduğum son cümle ile ani bir hareketle başımı ona çevirdiğimde gülümseyerek göz kırptı. Sanırım ona bakışlarımla "Şaka mı yapıyorsun sen?!" demeyi başarmıştım çünkü hafif bir omuz silkmeyle "Onlar da meraklı olmasınlar o zaman." dedi.

Eksik KaranlıkBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!