🗡️2. KİTAP|1. BÖLÜM 🗡️

2.7K 276 48
                                    

KAOS SERİSİ

2. Kitap: Kan ve Hançer

1. Bölüm



"GÜMÜŞ KRALİÇE KEHANETİ"




Bu koca diyar... Anáil (Nefes Cenneti).

Sanki dünyanın sınırına inşa edilmişti. Ötesinde bir şey yoktu, olamazdı. İhtişam, gösteriş ve harika olan her şey sadece onun hakkıydı ve sadece o sahip olabilirdi.

Koyu, berrak ve parlak gökyüzünün altında uzanan sınırsız yosun yeşili bir denizin üstünde Akuamarin taşından yapılan yollar, mercan rengi evlerin arasında ilerliyor, denizin üstünde harika kıvrımlar meydana getiriyordu.

Akuamarin, eski dilde, "deniz kızı" anlamına gelir ve taşın denizkızlarının bir hazinesi olduğuna inanılmaktadır. Ayrıca geçmiş zamanlardan beri akuamarin denizcilerin güvenli bir şekilde yolculuk yapmasının sırrı olarak bilinir. Yani denizciler yola çıkarken mutlaka yanına akuamarin taşı alırlardı.

Derinliklerinde, eşi benzeri görülmemiş farklı varlıklar dalgıç atıyordu denizin. Ancak, meşhur deniz kzlarından bir iz yoktu. Yaşlı Kaoslara göre, çok uzak ve insan gözüne görünmeyen denizlerde yaşıyorlar. Şarkılar ya da güzellikleriyle değil, güneş kadar yakıcı ve parlak olmalarıyla büyüleyiciler. Elmas, yakut ve zümrütten uzun kuyrukları varmış. Hepsinin, Hayal Kralın eşi olmak için mücadele ettiğini söylenirmiş.

Beyaz,cam göbeği rengine sahip Kraken Yılanının (Anáil Krallığının Hayali Sembolü / İnce uzun gövdeli, iri mavi gözlü ve altın perdeli ayakları olan bir deniz canlısı.) süslediği, tırabzanın güneşten ısınan yüzeyine parmaklarımla dokundum.

Ne zaman ki yosun bağlanmış, su yeşili bu balkona çıksam ve balık sırtından yapılan pullu trapzana elimi koysam, gökyüzü beni kendine doğru çekecek bir girdap gibi dönerdi etrafımda.

Şehiri denizin üstüne inşa edebilmek için belki uzun yıllar gerektiren bir uğraş içinde debelenecektik ama kendini inşa etmiş ve içine de kendi gibi farklı olanları koymuştu.

Parlak öğlen güneşinin tam tepeden aydınlattığı bu güzelim şehir, içimde ki mutsuzluğu alamıyordu ne yazık ki. Ben, savaşın içinde sürünerek çıktığım ilk gün ki gibi yalnız ve yorgundum.

Tek bir kişinin içimde hapsettiğim saklı varlığına ulaşmadan da istediğim olmayacaktı.

Derin bir iç çektim.

Aşağıda, iki küçük çocuk makaraya gergin bir ip dolamışlardı. Ucuna taktılar kapalı kasayı, yavaşça suyun altına indiriyorlardı. Orta boylu, sıska bir adam yanlarında dikilmiş onları denetliyordu. Hemen arkasında duran bir başka adam da, suya girmeye hazırlanıyordu.

Orta boylu, sıska adam sonunda arkasında ki adama doğru döndü ve sırasının geldiğini işaret etti.

Adam, bir iki adımda öne geldi. Kasanın ipinden tutunarak kendini suyun içine yavaşça bıraktı. Bir süre ikiside görünmeye devam etti ama adam kasayı da kendisiyle birlikte çekiştirip daha derine sürüklediğinde, görün sadece balıklar olmuştu.

Bir müddet sonrasında makaraya doladıkları ip titrediğinde, koyu yeşil üst yüzeyi parlak yaprakları olan ve yaz aylarında açan mor beyaz reklerinde, uzun bir sap üzerine dizili çiçeklerin içine oturan çocuklar, ayağa kalktı ve birlikte kasayı tutan ipi yukarı çekmeye başladılar.

Tüm meyve,sebze ağaçları ve daha fazlası denizin altında yetişiyordu. İnanılır gibi değildi. Onları gözlerinizle görüp, dokunup ve tadana kadar da asla gerçek olduğu kabul etmiyordunuz.

ATEŞ ORDUSU | DÜZENLENİYORHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin