final

823 58 37
                                        

sıcak ağzı ağzımdayken ve dili dilimdeyken kalbim yerinden çıkıp elimde kalacakmış gibi hissettim, çok fazlaydı. yeonjun kalbimi çıkarıp ellerime verdiğinde nefes alamadım sandım. terleyen ellerimi saçlarında gezdirmeye başladım, belimdeki dokunuşlarını kalçama doğru indirmişti.

"iyi ki doğdun sevgilim."

etrafımızda patlayan birkaç konfetiyi duymuştum. zorla da olsa kendimi geri çektim, bir eli hala belimdeyken çocuklar yeonjun'a doğum günü şarkısı söylemeye başlamışlardı. onlara katıldım.

bilirsin ya, birini sevdiğinde kendini beğenmek çok zordur. sevmek güzel bir duygu olduğu kadar zarar verir de. uzun zamandır, gerçekten çok uzun zamandır öyle hissediyordum. sürekli aynada kendime bakar, olmadık yerlerde kusur arardım mesela. sevilmez olduğumu düşünürdüm.

yeonjun ise bunun doğru olmadığını bana göstermişti.

bakışlarından anlıyordum, bana her şeyiymişim gibi bakarken kendimi bir anda dünyanın en değerli insanı yerine koymuştum. ilk sevgilim değildi belki ama aşık olduğum ilk kişiydi, ilk düşüşümdü ve dizlerimin acısını bu kadar hissettiğim ilk seferdi.

pastası geldiğinde yanımdan ayrıldı. etrafında bir çember olmuştuk ve büyük mumları şaşkınlıkla izliyordu.

"dilek tutmayı unutma sakın." onu iyice tembihledim ve gözlerini kapatıp bir şeyler mırıldandı. ardından yanıma gelen soobin'i görmüştüm.

"sevgili misiniz şimdi?" utanarak başımı öne eğdim, büyük bir nefes aldıktan sonra gülümsemiştim.

"sanırım bir gün o benden sıkılana kadar peşini hiç bırakmayacağım." ne zaman geldiğini anlamasam da kai ile beraber bizi tebrik etmişler ardından yeonjun'a kendi hediyelerini vermişlerdi.

herkes etrafından ayrıldığında ve tek başına kaldığında gözleri hemen beni aradı, bunu hissetmiştim. bakışlarının altındaki merakı da görüyordum, doğal olarak benden bir hediye bekliyordu.

"dans etmek ister misin?" elimi sıcak avuçlarıyla birleştirdiğimde hızla başını onaylar anlamında hareket ettirmişti. dans pisti ilk geldiğimize göre oldukça kalabalıktı ama insanların arasından bir şekilde geçmeyi başarıp ikimizi arka kapıdan dışarı çıkarmıştım.

"beom-"

evet, biraz alkollüydüm ve artık ondan sakladığım hiçbir şey yoktu. görmesini istemediğim tarafımı ona tamamen açmıştım ve bir ikilemde değildim. onu seviyordum, ellerimi terletecek ve yüreğim ağzıma gelecek kadar. artık bunu kendime kabullendirdiğimden mi bilmem, yanındayken vücudum değişik tepkiler veriyordu. teni beni çekiyordu.

konuşmasına izin vermeden onu tekrar öptüm. kimsenin olmadığı ücra bir köşedeydik, sadece içeriden gelen boğuk bir müzik sesi vardı. yeonjun bana ayak uydurup öpüşmemizi daha da derinleştirdi. onun ve sırtımın değdiği soğuk duvarın arasındaydım şimdi, bir elini omzumun üstünden duvarda diğeri ise yanağımdaydı.

"beni ne kadar heyecanlandırdığın hakkında hiçbir fikrin yok değil mi?" uzun saçlarımdaki dokunuşları belime indi, sözlerine takıldığımdan bana sarıldığını geç fark etmiştim. bana sarıldı, yanında küçük kalan bedenimi tüm dünyasıymışım gibi kucakladı ve başını omzuma koydu. bir süre yerimden kıpırdayamadım.

"senden asla sıkılmam beomgyu."

yine yapıyordu, sanki sıcak gülüşüyle beni hipnoz ediyordu ve karşısında küçük bir çocuk gibi çaresiz kalıyordum.

aramızda bir bağ oluşuyordu veya çoktan oluşmuştu. sarmaşık gibi karışıktı ama birbirine sıkı sıkı bağlıydı. artık fazla kelime sarf etmemize gerek yoktu. birkaç mimikle de iletişim kurabiliyorduk.

compass, beomjunHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin