İyi geceler hepinize, öncelikle başta kendi annem olmak üzere tüm annelerin ve siz değerli okurlarımın değerli annelerin anneler günü kutlu olsun! Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin.

Son sınav dönemine girdiğim için üç ya da dört hafta bölüm yayınlayamayacağım. Ondan sonra zaten yaz tatili olduğu için inşallah tam gaz hikâye en güzel şekillerde devam edecek.

Bu ara havalar çok dengesiz kendinize dikkat edin. Ben dikkat etmedim şu an elimde bir mendil hem burnumu silip hem de sizlere bu satırları yazıyorum :D

Bu bölüm birazcık, çok az yani +18 olarak gelebilir bazılarına şimdiden diyeyim.

Bölüm de bazı yerler için yardımda bulunan için Burcu ve Ayşenur'a çok teşekkür ederim. Tabi bir de Merve'ye

Hepinizi çok seviyorum. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın!

Keyifli okumalar!

 

"Kerem?"

Sesimin zorla çıkmasına aldırmadan artık bu işe dur demeye kalkışıyorum. Bir yanım bunu hiç istemiyor her şey olsun bitsin diyor diğer yanım ise henüz her şeyin başındayken böyle büyük ve ucu olmayan bir şeye kalkışmak hayatımda ne gibi yaralar açar ya da o derin yaraları kapatır bilmiyorum.

Kerem'in hoyratça olan hareketlerini düşünmek yerine gerçek dünyaya dönüyorum.

Mutfaktan gelen koku ve alarm sesiyle tüm sinirlerim oraya gitmek için hareket ediyor ama kaslı ve güçlü kollara bunu anlatmak oldukça zor bir duruma sokuyor beni.

"Kerem. Yemek. Yan- Yanıyor. Kerem."

Kesik nefeslerim arasında ve vücudumu belimden itibaren sıkan kollara inat ederek pes etmiyorum.

"Bırak yansın." Diyor en sonunda bana cevap vererek ama onun dışında hiçbir şeyi umursamayarak boynumu öpmeye devam ediyor.

"Kerem! Lütfen."

Sesim o kadar aciz çıkıyor ki o an kendimden utanıyorum. Şu an içinde olduğum durumun seviyesini bu kadar düşürmek içimde bir şeylerin kopmasına sebep oluyor.

Bir anda belimdeki kolların gevşemesiyle yerimde sarsılıyorum. Düşmemek için bacaklarıma daha çok güç kullanıyorum. Kerem hiçbir şey demeden mutfağa ilerliyor. Hemen onun peşinden gidip mutfağa giriyorum.

Yanık kokusu burnuma iyice dolduğunda ayaklarım beni tereddütsüz fırının olduğu yere götürüyor. Yandaki bezi alıp fırını açıyorum ve üzeri yanmış tavuk ve patateslere bakıyorum.

Yüzüme gelen sıcak ve yemeğin son hali yüzümü buruşturmama sebep oluyor.

"Yanmış." Diyorum Kerem'e dönüp fırından çıkarttığım tepsiyi göstererek.

"Sorun değil, zaten aç değilim." diyerek mutfaktan geri çıkıyor.

Sesi gözlerimin dolmasına sebep oluyor. Biliyorum istediği an bu an değildi, şu an başka konumda başka bir halde olmamız gerekiyordu ama ben sadece geleceği ve olacakları düşündüm. Bu olay bir kız için kolay bir durum değil ki.

Mutfakta biraz oyalandıktan sonra ketıla su koyup kaynamasını bekliyorum. Birkaç dolap karıştırdıktan sonra rahatkatıcı birkaç bitki çayı buluyorum. Hepsini karıştırıp bir bardağa koyuyorum. Ketıl'ın 'tık' sesine kadar biraz önce yaşanılan tutkulu anları düşünüyorum.

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!