sekiz

718 72 26
                                        

kütüphane ortamlarını yeonjun oldum olası sevmemişti. öncelikle her türlü hareketinde dikkatli olması gerekiyordu çünkü en ufak bir hatasında ses çıkartabilirdi. sürekli oturup kalkan insanlar da sinirini bozuyordu ve odaklanamıyordu. gerçi.. şu an dikkatinin dağılması için bunlara gerek yoktu. beomgyu önündeki kitapla adeta savaş içerisindeydi, arada bir üflüyor, eli ise saçından asla ayrılmıyordu. uzun süredir burada oldukları için büyük ihtimalle artık canı sıkılmıştı. en sonunda elindeki kalemi sesli bir şekilde bırakıp yeonjun'a döndüğünde yeonjun kai'ı dürttü.

"yokluğumuzu belli etme." etrafta hiç öğretmenin olmadığından emin olduktan sonra karşısında oturan beomgyu'nun yanına gitmişti.

"seni kaçırmamı ister misin?" beomgyu parlayan gözleriyle başını salladığında yeonjun onun elinden tuttu. otelin kütüphanesinden çıktıktan sonra koridorlarda koşmaya başlamışlardı. yeonjun yakalanırlarsa kulağından tutulup tekrar oraya götürüleceğini biliyordu. bu yüzden hızlıca odalarına geldiler.

nefes nefese ve elleri hala birleşikken beomgyu sırtını kapya verdi, yeonjun emin olmak için koridora bakarken nefesini boynunda hissediyordu. nereye gideceklerini bile sormamıştı, ona bu kadar çok güvendiği için kendine kızdı.

"neden buradayız?" yeonjun duymamış gibi davrandı. onun yerine beomgyu'nun dağılan saçlarını düzeltmeyi tercih etmişti. sanki tutamları biraz sert tutsa kırılacaklarmış gibi dokunuyordu ve bu kısa olanı güldürdü. bir süre sonra artık ikisi beraber gülüyordu.

"buraya ineklik yapmaya gelmediğimi biliyorsundur umarım." yeonjun çantasını alıp gerekli malzemeleri yerleştirdi. bir yandan da havanın güzel olmasını diliyordu. "benimle uğraşacağını tahmin etmiştim ama bu kadarı aklıma gelmemişti doğrusu."

yeonjun odalarındaki balkona çıkarak ona gelmesi için işaret yaptı, ardından balkondan dışarı atlamıştı. zaten ilk katta oldukları için sorun olmazdı, amacı otelden çıkmaktı. "o zaman yanımdayken hayal gücünü biraz daha genişletmen gerekiyor güzelim."

odalarından kurtulup sokakta yürümeye başladıklarında yeonjun alt dudağını dişledi. kaçarlarken veya sarhoşken bunu yapmak için iki kere düşünmüyordu ama şu an beomgyu'nun elini tutmaya çekiniyordu. ne kadar yakın olsalar, aynı odada bile kalsalar da sonuçta sevgili değillerdi. elini tutarsa dışarda gören biri onları öyle sanabilirdi. yeonjun onun bunu isteyip istemeyeceğini de kestiremiyordu.

o bunları düşünürken ve elleri sürekli birbirine çarparak yürürlerken sahile ulaşmışlardı. saat hayliyle ilerlediği için kumsal boştu. yeonjun yanına aldığı örtüyü oturacakları yere serdi ve çantasından biraları çıkardı.

"hepsini mi getirdin?" beomgyu gözlerini açarak sormuştu.

"dışarda olduğumuz için dönüşte yine alabiliriz diye düşündüm."

"eğer seni sırtımda taşımak zorunda kalmazsam." beomgyu gülerek söylediğinde yeonjun tek kaşını kaldırdı. "öyle bir durum olsa da tam tersinin gerçekleşeceği fikrindeyim."

"çok konuşuyorsun jun." ama en çok bu yönünü seviyorum. beomgyu içinden tamamladı.

"aslında buraya seni konuşturmak için gelmiştim." yeonjun jelibon paketini açarken cevapladı. beomgyu'nun en sevdiği atıştırmalıkları yanına almıştı ve bu onun gözünden kaçmadı.

"hangi konuda?" uzun saçlı ortamın havasının değiştiğini çabucak fark etmişti ve bu yüzden biraz gerildi. elindekini artık daha hızlı içiyordu.

"taehyun hakkında.. aranızdaki şey nasıl bitti bilmiyorum ama her karşılaştığımızda böbreğimde bıçak belirebilirmiş gibi hissediyorum."

compass, beomjunHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin