yağmurlu bir sonbahar günü. beomgyu yolculuk yapacakları otobüse yerleşmeye çalışıyordu. açıkçası ders çalışmak falan pek umrunda değildi. evden uzaklaşıp rahatça uyuyabileceği, kafasını dinleyebileceği bir yere gitmek istiyordu. belki de kabus görmeden uyanabilmek. çünkü hayatın tüm bu baskılarından ve yetersiz hissetmekten yorulmuştu. sanki birisi onu omuzlarından yere doğru itiyordu ve beomgyu'ya yardım edecek kimse yoktu. elinden tutup kaldıracak kimse yoktu. bir süredir en dipte hissediyordu. rahatça konuşabileceği kimse yoktu, soobinle 'o kadar da' yakın sayılmazlardı. gerçi öyle biri olsa da kendini tamamen açamayacağını düşünüyordu. sanki tüm ruhunu ele geçirmek isteyen zehir vardı ve ona yavaş yavaş teslim oluyordu.
yeonjun'un yanında o kadar da kötü sayılmazdı. beomgyu onun neden hep kendisine bu kadar yoğun baktığını merak etmişti. sebebini öğrenince o kadar da şaşırmadı ama bedeni tam tersi tepki verdi. o gece neden çok fazla ağladığını kendi de anlamadı. belki de artık kendi duyguları ve tepkileri üzerinde bile kontrolü yoktu. sadece yaşıyordu. hayatın ona dayattığı zorunlulukları elinden gelenin en iyisiyle yerine getirince yaşadığını zannediyordu.
bir zamanlar sevildiğini ve sevdiğini zannediyordu. bir gün eğer öleceksen, en uçta yaşamaktan öleceksin. zihni ona böyle söylerdi. onun elinde olan bir durum değildi. küçüklüğünden beri kafasında binbir türlü şey dönerdi. o da hep bu duruma alıştığını düşünürdü. hayır, çok düşünmekten öleceğim. kesinlikle. günü geldiğinde beynim bu duruma dayanamayacak ve kendini tamamen kapatacak.
aynı yerde uzun süredir dikildiğini fark ettiğinde beomgyu daha fazla zaman kaybetmeden cam kenarındaki yerine oturdu. soobin ile beraber oturmak için anlaşmışlardı fakat uzun boylunun ortalarda göründüğü yoktu. camdan bakarken elinde tuttuğu bavulla ve sırtındaki çantasıyla ıslanmamak için koşarak gelen yeonjun'u gördü. garip olan ise onun ıslanırken bir yandan gülmesiydi. beomgyu yağmurda ıslanmayı sevmezdi. yine de onu böyle görünce beomgyu dudaklarının kıvrılmasına engel olamadı. ardından kulaklıklarını takıp gözlerini kapattı, gidecekleri otele kadar uyumak istiyordu.
fakat hayatınızda bir choi yeonjun varsa (veya zorla dahil olmaya çalışıyorsa) olaylar onun istediği gibi ilerlerdi.
yeonjun'un yanına oturduğunu anladığında kaşlarını çatarak ona baktı. müzik dinlerken veya uyurken rahatsız edilmeyi sevmezdi. ikisini beraber yapıyorsa bölünmesine daha çok kızardı. en azından kızmak için çaba göstermeliydi. beyaz tene ve nemli saçlara kanmamalıydı.
"eğer izin verirsen.." yeonjun yavaşça beomgyu'nun üzerine eğilerek kulaklığının tekini aldı. beomgyu tenine değen soğuk ellerle önce afallasa da bozuntuya vermedi. yanındaki ise onun pembeleşen yanaklarının tekrar solmasını seyretti.
"müzik zevkime güveniyorsun sanırım." hareket ettiklerinde beomgyu bakışlarını tekrar cama döndürdü. uzun yolculukları sevmiyor değildi, dışarıda nefis bir yağmur vardı yanında da nefis bir yeon-
"sana birçok konuda güveniyorum." beomgyu telefonundan müzik seçmeye çalışırken gülümsedi.
"o zaman umarım beğenirsin yeon-ah."
son zamanlarda sık sık dinlediği bir şarkıyı açtı siyah saçlı. yüzündeki gülümsemeyi zar zor silebilmişti. sabah buraya gelirken ki düşünceleri, kaygılarını tamamen unutmuş gibiydi. yeonjun'un ona böyle bir etkisi olacaksa onun hep yanında olmasını isteyebilirdi ki şu an onun ellerini nereye koyacağını bilmeyen hali bile oldukça eğlenceliydi.
"heyecanlandın mı.." beomgyu kıkırdamalarını saklamak için ağzını eliyle kapatmıştı. "..o zaman şimdiye kadar nasıl hayatta kaldın?"
onu hep güldürmeliyim. yeonjun şu an bundan başka bir şey düşünemiyordu. yanındakinin gülüşünün güzel olduğunu biliyordu ama bunun sebebi olduğunu bilmek çok daha iyi hissettiriyordu.
