Yolgezer

346 43 10
                                        

Şafak doğduğunda Kim Namjoon tüm hazırlıklarını bitirmişti. 90 askeri sarayın kapısında hazır şekilde bekliyordu. Prensin bineceği at arabası ve tahteravalli de aynı şekilde sarayın önündeydi.  Son kez kontrol için askerlerinin yanına gitti. Yolculuk boyunca yetecek kadar yemek almışlardı. Her şey hazırdı. Kılıcını belindeki yerine koydu. Saraydan içeri girdi. Kral'ın tahtının önüne gitti ve eğildi.

"Her şey hazır Kralım. Prens uyandığında yola çıkacağız. "

"Yolgezer geldi mi?" Namjoon kaşlarını çattı.

"Bize daha sonra katılacak."

"Ne demek oluyor bu!" Kral komutana kızgınca baktı.

"Endişelenmeyin efendim. Jungkook'u onun yanına gönderdim. Meydanda bize katılacaklar. " Kral derin bir nefes alıp sağ köşede bekleyen adama döndü.

"Prensi uyandırın. Her şey hazır." Adam eğilip koşar adımlarla çıktı kralın huzurundan.

"Sana güveniyorum Namjoon. Bu yolculukta neyle karşılaşacağınızı  az çok tahmin edersin. Prens o tapınağa sağ salim ulaşacak."

"Tabii ki efendim. Okçular ormanın içinden ilerleyecek."

"Orada dikkatli ol Namjoon. Kimseye güvenme. Eğer bir ihanete uğrarsanız kellelerini uçur!" Kral kimseye güvenmiyordu. Yıllardır bu tahtta oturmanın bedeli ağır olmuştu. Kimseye güvenemezdiniz, yakınlarınız bile ihanet ederdi. Sevdiklerin uzak kalırdı. Taht için gözü dönmüş kaç kişiyi idam ettirdi sayısını unutmuştu. Şimdi de oğlunun başına aynı şeyin gelmesinden korkuyordu. Yakında bu dünyadan göçüp gidecekti. Tahtı bırakacağı prensi düşünüyordu. Ve bu kardeş kavgalarına sebep olacaktı elbet. Ancak çocuklarının nasıl bir yol izleyeceğini de az çok tahmin ediyordu.  Seokjin hastaydı onu saymayacaklardı. Onu korumak için de gönderiyor sayılırdı bir nevi. Çünkü eşinin neler yapabileceğini biliyordu.  Namjoon bunu anladığında kafasını sallayıp çıktı oradan.

  Prens Seokjin ise uykusundan yine saray hanımının sesiyle uyanmıştı. Dün gece geç yatmıştı. Şimdi  ise şapşal gibi hissediyordu. Yatağından kalktı. Hizmetliler tarafından giydirildi kuşatıldı. Yemeği yerken aklına saraydaki anıları geldi. Diğer prenslerle oynayışı, dersleri.. Her ne kadar bir süre sonra dönecek olsa da evinden uzak kalması  onu üzüyordu. Kimi üzmezdi ki? Ilacını içti. 

"Bitti. Gidelim artık." Kim Seokjin ayağa kalkıp son kez odasına baktı. Düzenli odası sanki onu terk ettiğini anlamış gibi ruhsuz görünüyordu. Eşyalar cansız gelmişti gözüne. Arkasını dönüp saray hanımı ve  harem ağası ile birlikte çıktılar.  Seokjin ilk önce taht odasına gidecekti. Kralı selamlamak için. Kapı açıldığında içeri girdi. Kraliçe ve annesi de buradaydı. Kafasını eğip kralın önünde eğilip selam verdi. Daha sonra ayağa kalktı. Kral'ın gözündeki şefkati görüyordu.

"Kral'ım güçlü şekilde geri döneceğim."

"Öyleyse beni mutlu edersin prens. Oraya seni daha iyi olman için gönderiyorum. Geri döndüğünde daha iyi ol." Seokjin gülümseyip başını eğdi.

"Kendine orada iyi bak Prens Seokjin.  Dağın efsunundan ve şifasından  faydalanıp gel. Kardeşlerin selamlarını iletti." 

"Bu iyi sözleriniz için teşekkürler kraliçem. "  sonra annesi geldi yanına. Her zamanki ciddiyetiyle ona bakıyordu.

"Yol sarayın yollarına benzemez. Dikenli, taşlı olacaktır. " başıyla işaret verdiğinde yanlarına başı eğilmiş,  elinde küçük bir kase tutan hizmetçi geldi. Annesi aldı ve ona uzattı.

"Vücudun için iyi olacak. Iç bunu." Seokjin içti.

"Orada kaldığın sürece  burayı düşünüp canını sıkma. Elinden geldiğince alış ki zorlanma. Hasta olursan hekimlere söyle. " Seokjin kafasını salladı. Ve annesi ona sarıldı. En son doğum gününde sarılmıştı. Şimdi ise ona öğütler vermiş ve sarılmıştı. Seokjin değişik hissediyordu. O bunları düşünürken annesi kulağına fısıldadı.

Two Men In Love Taejin/Vjin [Tamamlandı] Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin