"VAR OLUŞ"

48 7 0
                                        


 "Büyük hevesler dozunda arzuları bitirir.

Unutma en büyük hayal kırıklığını

Özenle kurduğumuz düşler getirir."

-1-

Bazı şeyler olması gerektiği gibi olur. Geriye insanı perişan eden bir hüzün bile kalmaz. Nasıl ki aylarca kuru ve katı toprağın dibinde bekleyip göklere dal dal yayılarak ağaç olacağı günleri düşleyen bir tohum, feromonların baştan çıkarıcılığına kapılıp oradan oraya koşuşturan bir dişi geyiğin ayakları altında doğar doğmaz ezilir de kimsecikler bundan haberdar olup yas tutmaz. Cezmi de aynen böyle bir yazgıyla var olmuştu. En basitinden zavallı anneciği onu kız olması ümidiyle beşinci girişiminde doğurmuş ve kucağına aldığı kendi kanından canlının diğer dördü gibi çıkıntılı olduğunu görünce dünya başına yıkılmıştı. Bu az uz bir hayal kırıklığı değildi. Bir an kalbine öyle bir nefret doluşmuştu ki tükürük saçarak savurduğu, birbirine zincirleme anlamsız kelimeler dört ayrı dilde en ağza alınmadık küfürlere tekabül ediyordu.

Her ne kadar ebesi tarafından münasip bulunan ismi Cezmi olsa da, hiç boşluk bırakmadan yazsak en az iki sayfayı dolduracak bu küfür zinciri aslında onun gerçek adıydı. Bu yüzden yavrucak, öfkeyle koparılıp topaklanan kâğıtlar gibi doğumunun ilk günlerinden itibaren buruldu da buruldu. Ve hiçbir zaman sağlıklı insanlar gibi boy atıp serpilemedi. Bodur ve acıklı bir görünüşle kaderi mühürlendi.

Ağlamaklı geçen bebeklik yılları ailesi için bir acaba evresiydi. Acaba ağladığında onu hiç susturmasalar herhangi bir zaman diliminde morarıp gider miydi? Belki o vakit yeni bir deneme daha yaparlardı zira ekonomileri altıncı bir girişimi imkânsız kılıyordu. Kader kimseye katil üniforması giydirmeden bunu sessizce halletmeliydi. Ya da bu çirkin yavrucak ilk zihni marifet olarak istenilmediğini anlayıp usulca dünyayı terk etmeliydi. Fakat Cezmi ailesinin bu minicik dileğini bile gerçekleştiremeyip inadına yaşadı. Yaşadı ama hiçbir şeye ilgi beslemeden, güzel bir duygunun ne demek olduğunu tadamadan varlığı sürüp gitti.

Külüstür bir aracın his yoksunu çelik midesine koyulan yakıt neyse Cezmi için doymak oydu. Koşup çimlerde yuvarlanmak ya da tabiatı keşfetmek de seri üretim bir fabrikanın bant sisteminde ruhsuzca yol almaya benziyordu. Bu eylemler topluluğu sadece bir yerlerde bir şekilde hayat sarmalını tamamlıyordu o kadar, tek başına varlığı manasız, sıkıcı ve ihtiyaç dışıydı. İşte Cezmi'nin ömür kadranı böyle böyle yükseldi ve sayacında otuzu gösteren yıl cinsinden bir takım rakamlar birikti. Biriktikçe de Cezmi görünmez oldu. Bunun ne zaman ve tam olarak nerede başladığını kestirmek zordu ancak bir gerçek vardı ki o da bu sevgisizliğe mahkûm yavrunun yaşadıkça daha da gözden kayboluşuydu. Belki de varlığı sürerken fark edilmeyen tek insandı o. Öyle ki sokağın işlek köşesinde saatlerce dursa bir çift gözün radarına takılmazdı.

Herkes ona bakar ama kimse görmezdi. Onun varlığı öylesine önemsiz ve değersizdi ki kendisine rastlayanların gözle beyni arasındaki o saliselik yolda bilinç, Cezmi'yi kabullenip veri olarak işlemek yerine yok etmeyi tercih ederdi. Bu bakımdan gözler tarafından yakalanan bu ucuz, çirkin, acıklı görüntü yerine bakılan manzarada koca bir boşluk olduğu yalanı söylenirdi. Bunun nasıl mümkün olabildiğine inanmak zor ve karmaşıktı. Fakat neden böyle olduğu konusunda basit bir açıklama vardı ki o da hayatı algıladığımız tüm duyularımızın bize daha konforlu bir yaşam sunma çabasıydı. Öte yandan tesiri ne kadardı bilinmez ama bu aynı zamanda bir annenin tarihte görülmemiş şekilde yavrusuna ettiği en erken bedduanın hazin getirisiydi.

Cezmi tuhaftı, Cezmi yalnızdı, Cezmi çirkindi ama yine de insandı. Fakat yarım aklı yüzünden bunu kendisi dahi bilmiyordu.

Bir gün işinden kaytaran ucuz maaşlı belediye işçilerinin açıp kapatmadığı üç metrelik çukur, ilk kurbanını arıyordu ve yeryüzünde bu çağrıya layık en azılı isim Cezmi'den başkası olamazdı. Güneşli cumartesi gününün neşeli bireylerine hiç temas etmeden, onları tıpkı avına pür dikkat yaklaşan engerek kıvraklığıyla geçen Cezmi sokaklar boyu başıboş dolaşırken son adımı çukurun kursağına denk gelmiş ve delikten içeri düşüvermişti. Cismi öylesine benlik iddiasından uzaktı ki göğe birkaç toz zerresi dahi havalanmadı. Sadece Yaradan'a saygıdan sembolik iki patırtı duyuldu o kadar. Ki o da şehrin hengâmesinde çarçur olup gitmişti.

KÜL MEVSİMİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin