9; 저 달

577 64 161
                                    

gampo'yla ilgili çok fazla kaynak yok çünkü çok uzun bir zaman başka bir kasabaya bağlıymış, bölümde geçen eski adını bağlı olduğu yerle birleştirerek uydurdum dfhgfdjkgdjksd iyi okumalar, yorumlarda küfür etmeyelim ily<3




 günümüz

Kol saatime baktıktan sonra ellerimi çırparak bütün sınıfın dikkatini kendime çektim. "Pekala, zil çalmadan önce son bir soru cevap turu. Hazır mıyız?"

Ben çocukken sözlülerden korkmazdım, çünkü derslerimi günü gününe çalışır ve öğretmenlerimin sorduğu her soruya doğru cevap verirdim. Ama bazı sınıf arkadaşlarım için durum böyle değildi. Bazıları cevabı gerçekten bilmezdi, bazılarıysa ani sorulardan ve sözlülerden o kadar korkardı ki bildikleri cevabı unuturlardı. Onların yaşadığı korkuyu asla yatıştıramazdım çünkü öğretmenlerimiz genelde beni örnek göstererek onları aşağılardı. Annemin veli toplantılarına omuzları atmosferde katılması da bana karşı biriken antipatiyi güçlendiriyordu.

Kendi sınıflarımda böyle bir durumun oluşmaması için elimden geleni yapıyordum bu yüzden. Bazı derslerin sonunda toplu halde bir sözlü yapıyor ve sınıfa bir yarışma havasının hakim olmasını sağlıyordum. Kızlarım da buna bayılıyordu çünkü rakipleri arkadaşları değildi; bendim. Bana karşı kazanmaya çalışıyorlardı ama ortada bir kaybeden de yoktu, verdikleri her doğru cevapta nasıl güldüğümü görünce iyice motive oluyorlardı.

Mesleğimi çok seviyordum.

"Hazırız öğretmenim!"

"Üç, iki, bir." Çıt çıkmadı, yirmi çift meraklı göz ağzımdan çıkacak soruyu beklemeye başladı. "Yumurta miti kimi anlatır?"

"İlk Kral Park!"

"İlk Kral Park Silla'yı hangi şehirde kurmuştur?"

"Gyeongju!" Cevap o kadar yüksek bir çığlık halinde duyulmuştu ki gülerek işaret parmağımı dudaklarıma çarpmış ve seslerini kısmalarını söylemiştim, bazıları kıkırdayarak ağızlarını örttüler ufak elleriyle. Yan sınıflardan yine şikayet alacaktım. "Gyeongju nasıl bir şehirmiş?"

Cevap uzun olduğu için sesler birbirine karıştı, cümleye farklı yerlerden başlamışlardı, o yüzden doğru cevap verdiklerini belli edercesine başımı aşağı yukarı sallarken bir de ben dillendirdim: "O zamanlar dünyanın en büyük dördüncü şehriymiş, evet, doğru. Peki Gyeongju'ya o zamanlar hangi isimle hitap ediyorlarmış?"

"Seorabeol!"

"Seorabeol ne demek?"

"Başkent!"

"Son soru!" dedim gülümseyerek, avuç içlerimi birbirine sürttüm oyuncu bir tavırla. Heyecandan oturdukları sırada zıplayacak hale gelmişlerdi. "Biz bugün bu kelimeyi nasıl telaffuz ediyoruz?"

"Seul!"

Ellerim belimde, tatmin duygusuyla baktım hepsine. "Alkışlayın kendinizi."

Eğlenerek, mutluluk dolu sesler çıkararak alkış tuttular. Ders bitip teneffüs için sınıftan ayrılırken bile bu mutlulukları devam etti. Masanın üzerindeki eşyalarımı toplarken öğrencilerimden birinin yanıma yaklaştığını fark ettim. "Ne oldu?" diye sordum yumuşak bir sesle.

"Öğretmenim, hani Gyeongju'ya Seorabeol deniyormuş ya eskiden..."

"Evet?"

"Gampo'ya ne deniyormuş?"

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin