iki

77 12 12
                                    

Günün geri kalanı, en azından katıldıkları talk-showun bitişinden sonra gruptan birkaç üyenin gittikleri restoranda geçirdikleri birkaç saat sayesinde güzel geçmişti. Seokjin'in önerisiyle güzel bir restoranı o geceliğine kendilerine özel kapattırmışlardı. Jimin, Taehyung ve Jungkook da katılmıştı ona. Diğerleri ise başka planları olduklarını söylemişlerdi. Yoongi bir basketbol maçına gitmişti, Namjoon yeni açılan bir sergiye gitmeyi planlamıştı. Hoseok ise ilk önce Yoongi'ye katılmış, maçın ikinci yarısında gürültüden başı ağrıyınca biraz dinlenebilmek için otele geri dönmüştü. Hepsi otelde yeniden görüşebilmek için sözleşmişti.

Bu sırada yedikleri güzel bir akşam yemeğinden sonra ufak bir muhabbete başlamıştı restorandaki dörtlü.

"Bugün Amerika'daki son gecemiz," diye söze başladı Seokjin, zaman zaman yaşça büyük olmasından dolayı kardeşleri gibi görüp koruyup kolladığı üyelere yüzündeki samimi gülümsemeyle baktığında. "Kore'yi özlediniz mi?"

Taehyung, yediği güzel ziyafetin ardından üzerine ağırlık çöktüğünü her kelimesinde belli edercesine kısık bir sesle, "Hayır," diye cevapladı onu kısaca. Hem uyuştuğundan, hem de saatlerdir ona bu kadar yakın olamamanın özleminden iyice sokulmuştu Jungkook'a. Sevgilisinin bacaklarının arasına yerleşmiş, sırtını onun geniş göğsüne yaslamıştı. Böylelikle sevgilisinin gelişigüzel bir şekilde tenine değen nefeslerini hissedebiliyor, onun kokusunu en yakın noktadan ciğerlerine doldurabiliyordu. "Çünkü siz yanımdasınız." diyerek uzattı cevabını. Üyeleri ve Jungkook'u yanındayken nerede olduğunun çok da bir önemi kalmazdı ki. Özlemi onlara karşı olurdu, bir toprak parçasına karşı değil.

Huzur diye adlandırılan o hissin, şu an hissettiği her şey demek olduğunun farkındaydı Taehyung. Aşkının kolları arasında, canından çok sevdiği dostlarıyla birlikteydi. Mutluydu, bugün hiç olmadığı kadar mutluydu.

Kalp atışlarını bile duyabildiği sevgilisinin de mutluluğunu hissediyordu en doğal şekilde. Bazen Jungkook'un parmakları onun saçlarına dolanıyor, bazen dudakları sevgilisinin yüzüne rastgele öpücükler konduruyordu.

Yalanlarla süslenen, gerçeklerin gizlenmek zorunda kaldığı bir programın ardından yaşamak istediği her şeyi burada onunla yaşarken, Taehyung bu mutluluğunun değerini bilmeye çalışıyordu elinden geldiğince. Bunun için hem içinden hem de dışından Seokjin'e defalarca teşekkür ediyordu. Sırf Jungkook ile onun daha rahat olabilmesi için bütün bir mekanı kapattığının farkındaydı.

Böyle yapardı üyeler onlar için. Daha rahat olabilmeleri için, diledikleri gibi davranmalarına olanak sağlayabilmek için mekan kapattıkları çok olurdu. Bunu, onlar için tamamen özgürleştiremeyeceklerini biliyorlardı ama aralarındaki şeyi yalnızca dört duvarla kaplı evlerinde, yurtlarında yaşasınlar istemiyorlardı. Randevuya çıkabilsinler, sinemaya, konsere gidebilsinler, birlikte güzel bir akşam yemeği yiyebilsinler istiyorlardı.

Bu yaptıklarına hiçbir teşekkür yeterli olmazdı. Grubun birbirleri için yaptıklarını hayatlarında başka kimse onlar için yapmazdı, yapmak istemezlerdi ve yapmaya güçleri yetmezdi. Her birini her şeyden çok seviyordu Taehyung. Bir tanesini bile diğerinden ayırmıyordu. Yalnızca Jungkook'unun yeri diğerlerinden farklıydı kalbinde ama üyelere duyduğu sevgisi öyle büyüktü ki, hiçbir şey yetmezdi bunu ölçmeye.

Onlar da aynı şekilde seviyorlardı Taehyung'u. Aynı şekilde yanında oluyorlardı. Kucağında dinlendiği sevgilisi, karşısında oturan büyük bir hayranlıkla dinlediği üyeler ve şimdi burada olmasalar bile aklının bir köşesinde hep onları düşündüğü dostları Taehyung'un her şeyiydi. Bir tanesi bile hayatında olmasa hiçbir şey yolunda gitmezdi, tüm düzeni altüst olurdu.

starry eyesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin