1. Bölüm

16.5K 1.1K 562

Yıllar sonra bu tanıdık yere giderken içimden nelerin geçtiğini ben bile bilmiyordum. Arabanın tekerlekleri değildi beni götüren, aklımın içinde gezinen anılarımdı gitmem için bana cesaret veren.

Buraya, bu şehre gelmişken, çocukluğuna git diyordu bir ses sürekli. Git ve geride bıraktığın şeyleri bir kez daha gör, bir kez daha veda et.

Arabamı ağaçların arasında kalmış sevimli ve sıcak bir görünüm veren haki yeşili taş kaplama binanın önünde durdurduğumda derin bir nefes almam gerekmişti.

Bahçedeki sessizlik kafamdaki sesleri susturmaya yetmiyordu.

Gözümün önünde, bu bahçede yaşadıkları acı şeylere, yalnızlığına, terk edilmişliğine rağmen gülerek koşuşturan çocuklar vardı. Salıncağın kenarında sıra olmuş birbirine sataşan çocukların ve paslı zincirlerin gıcırtısı doluyordu kulaklarıma.

Başımı bahçenin köşesindeki kiraz ağacına çevirdiğimde içlerinde kopan fırtınaya rağmen sağlam bir şekilde dalda oturan iki çocuk geliyordu gözlerimin önüne.

Kızın koyu saçları rüzgarda savrulurken kiraz çiçeklerinin kokusu, kızın meyve kokan saçlarındaki kokuyla birlikte burnuna doluyordu yanındaki çocuğun. Minik bir gülümsemeyle gözlerini kapatıyordu erkek olan. Onun için çocukluk yoktu, onun için sadece burada bulduğu huzur ve güven vardı.

Bir gün bozulacağını bildiği, nitekim çok geçmeden bozulan huzur ve güven duygusu...

11 yaşındaydı kız olan, çocukluğunun en masum ve en güzel dönemini yaşarken. Erkek olan 12 yaşındaydı, omuzlarındaki geçmişin yüküyle büyümeye çok yakındı. Büyüyüp değişmeye...

İkisinin arasındaki küçük dünya, ağacın altına gelen küçük çocukla bozuluyordu.

Islak gözlerini ovalayıp kiraz dallarına bakarken kız telaşla daha alçak dallara temkinle basarak aşağı atlıyordu. Ağlayan çocuğun gözlerini silerek yanaklarını öpüyor ve sonra da sarılıyordu. Hala ağacın üstünden onları izleyen çocuk ise sinirliydi. Küçük çocuğu kıskanıyordu.

7 yaşında ve dünyadan tamamen habersiz olan o çocuğu kıskanıyordu, koyu saçları ve şekilli yüzüyle ona huzur veren kızın bütün ilgisini bencilce çalan o çocuğu kıskanıyordu. İki kişilik kurdukları dünyanın içine dahil olmasını istemiyordu.

"Sehunah!"

Gözümün önünde beliren görüntüler eski binanın merdivenlerinden aşağı yaşının verdiği zorluk nedeniyle nefes nefese inen kadının sesiyle yavaşça silinmişti.

"Bu sensin değil mi?" Yanıma heyecanla yaklaştığında zorlanan ciğerlerinden çıkan nefesi yüzüme vuruyordu.

"Benim müdüre hanım." Saygıyla başımı eğdiğimde omzuma geçirdiği yumruğu başımı kaldırmama neden olmuştu.

"Müdür anneye ne oldu seni yaramaz!"

Yaşına rağmen sesindeki neşe değişmemişti. Eskiden bana bulamadığım aile sıcaklığını verirdi bu ses. Eğer bir annem olsa belki de böyle konuşurdu diye düşünürdüm. Şimdi o hayallerim varlığını bile çoktan unuttuğum kalbimin en diplerine gömülmüştü.

"Artık büyüdüm sanırım." Evet, artık büyümüştüm. Bebekliğimi, çocukluğumu, ergenliğimi, gençliğimi yaşayamadan büyümüştüm.

"Olsun, sen hala benim oğlum sayılırsın." Sırtımı sıvazladığında gerçekten onun oğlu olmayı istemiştim. Belki o zaman beni mutlu edebilen tek şey sessizlik ve yalnızlık olmazdı.

Ona da mutluluk denirse tabii...

"Çocuklar öğle uykusunda mı? Genelde burası böyle sessiz olmazdı." Soruma başını sallayarak karşılık vermeyi tercih etmişti. Aldığı derin nefesten ise başka bir şey söyleyeceğini tahmin etmem zor olmamıştı.

Elephant ManHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin