8; yaşam kırıntısı

493 65 57
                                    

 günümüz

Pazar günü Taehyung beni arabasıyla evin önünden alırken "Bugün özellikle yapmak istediğin bir şey var mı?" diye sormuştu. Topal'da oturup akşama kadar muhabbet etmek dışında hiçbir plan yapmadığım için başımı iki yana sallayarak yanıtlamıştım sorusunu. Kemerimi bağlamamı tembihledikten sonra "Harika," demişti. "O zaman hazır fırsatını bulmuşken seni gezdirip bütün kasabayı tanıtayım diyorum. Ne dersin?"

Gampo'ya geleli neredeyse iki ay olacaktı ama kasabadaki her şeyi görmemiştim, fikrini gülümseyerek onayladım. Kuzey sınırından güney sınırına kadar yürüyüş yaptığım olmuştu ama kasaba düz bir çizgiden oluşmuyordu, yerini bilmediğim birçok şey vardı.

Taehyung radyoda güzel bir şarkı buldu, ikimizin de sevdiği bir parçaydı, gülerek eşlik ettik. Yol boyunca denk geldiğimiz insanlar Taehyung'un açık penceresinden – kapalı olsaydı kimse arabanın içini göremezdi – kasabanın amirine selam veriyor, Taehyung da onlara karşılık veriyordu. İlk geldiğimde hayalini kurduğum gibiydi sanki her şey. Kimse karşımıza geçip bize hakaret etmiyordu, aşağılamıyordu, peşimizden koşup başımızı yaralamamıza yol açmıyordu.

"Şurası," dedi Taehyung sağlık ocağının olduğu sokakta durup. Düğmeye basıp benim penceremi indirmişti şimdi, eğilerek işaret etti bahsettiği noktayı. Tarlaların ardındaki tepede eski bir evi gösteriyordu. "Mudang'ın evi."

Yüzüm buruştu, Taehyung'un sesinden güldüğü anlaşılıyordu. Uyuşturucu meselesiyle sonsuza kadar dalga geçeceğini de böyle fark ettim. "Ha ha."

"Önümüzdeki dolunayda kendisini ziyaret etmek istersen diye diyorum." dedi gülerek. "Kızma hemen."

Arabayı yeniden harekete geçirdi. "Niye? Sadece dolunayda mı fal bakıyor?" diye sordum alayla.

"Elbette." dedi Taehyung, bakışları yoldaydı. "Sanırım tavşanla konuşuyor."

Bir şey demeden profilini izledim birkaç saniye boyunca. Taehyung'un daha önce bana kendiyle ilgili anlattığı her şeyi bir süre kafamda tartıp konuyu istediğim yere getirebilmek adına bir açık aradım. Ve buldum da. Bana daha önce askerliğini yaparken chuseok için kasabaya geldiğini ve buraya aşık olduğunu söylemişti. "Tavşan burada kalman için ne söyledi acaba?" diye attım ortaya tezimi, Taehyung'un gözleri irileşti. Bakışları hala yoldaydı ama ilgisinin tamamen bende olduğunu biliyordum. Yutkundu. "Anlatmak zorunda değilsin elbette, ama bu tarz şeylere inanıyorsan da benimle konuşmaktan çekinmene gerek yok. Yargılamam seni."

"Şurası çarşı," dedi Taehyung. Dudaklarımı ağzımın içine doğru kıvırdım, sinirlerini bozmuş olmaktan korkarak konuyu kapattım ve işaret ettiği caddeye baktım. Kasabada gördüğüm diğer sokaklara kıyasla oldukça canlı görünüyordu. Zaten kasabanın güney tarafı benim yaşayıp çalıştığım kısmına göre çok daha kalabalıktı. Japon işgali sırasında Gampo'nun kuzeyi tamamen onların elindeydi ve asker kaynıyordu, yerliler bölgeyi hala lanetli görüyor olmalıydı. Haklılardı da, gördüğüm halüsinasyonları başka nasıl açıklayabilirdim ki? "Salı günleri burada pazar kuruluyor," diye devam etti Taehyung. "Senin evine çok uzak ama aklında olsun."

Başımı salladım, birkaç saniye sonra Doğu İlkokulu'nun önünden geçtik. Bahçesinde maç yapan birkaç çocuk vardı. "Sağ taraftan gidince milli parka çıkıyor, değil mi?"

"Evet," dedi Taehyung bana bakarak, az önce sinirini bozan ben değilmişim gibi etkilenmiş görünüyordu, tek kaşı havadaydı. "Geldin mi daha önce?"

"Üniversitedeyken kütüphaneyi kullanmak için gelmiştim, ama Gampo sınırından değil, diğer kapısından."

"Doğru, mezuniyet projen Silla üzerineydi senin," Başını anladığını belirtircesine sallayarak yine gaza basmıştı ki birisinin "Hyung! Taehyung-ie hyung!" diye bağırmasıyla aniden fren yaptı. Kemerim takılı olmasaydı büyük ihtimalle ön camı öpmüştüm. Taehyung'a döndüğümde kendi kemerini açmış, arabadan iniyordu. "Bir saniye, Jimin."

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin