Kılıç kollarından uzundu, zaten kana bulanmış olan parmaklarını da keskin kısma sarmıştı şimdi. "Bakma." dedi çatlamış sesiyle.

Onun parmaklarından ahşap zemine damlayan kan Yoongi'nin gözünü döndürdü, bir an için her şeyi kırmızı gördü, hırladı. Jimin kalçasını önünde durduğu pencere pervazına yasladı. "Görüşürüz, aşkım."

Kullandığı o son sözcük Yoongi'nin aklını başına getirmişti, gözleri yine o siyah rengini alırken son gücüyle Jimin'e doğru sıçradı. "Jimin-ah!"

Jimin kollarının arasında, kılıcın keskin ucuysa güneş ışığının altındaydı. Jimin'in göğsünden geçip genç adamın geriye doğru yatmasına sebep olmuştu. "Jimin, Jimin," diye sayıkladı Yoongi sevgilisinin son nefeslerini dinlerken. Jimin'in göğsüne yaslı kabzanın etrafında beyaz gömlek kırmızıyla ıslanmaya devam ediyordu. "Gitme. Yine gitme..."

Güneş kaslarını zayıflatmaya devam etti, Yoongi'nin kolları uyuşmaya, Jimin'in kanının kokusuysa başını iyiden iyiye döndürmeye başlamıştı. Sonra Jimin son nefesini verdi, "Geri gel," diye fısıldadı Yoongi, sesi çıkmıyordu. Kanın kokusu kesildi, hayatı Jimin'in bedeninden; vücudu Yoongi'nin ellerinden ayrıldı.

Sevgilisi parmaklarından kayıp pencereden aşağı düşerken Yoongi cildini kavuran güneşin altında taş kesildi.

**

günümüz

Perşembe sabahı, uzun bir süre sonra, mutlu uyandım.

Rüyamda Yoongi'yi görmüştüm.

Daha çok erkendi, bunu biliyordum, ondan etkilenmiştim ama bilinçaltıma bu kadar çabuk işlemesi ve onunla ilgili hayaller kurmam için çok erkendi. Yine de tarihi bir dramayı anımsatan rüyamdan uyandığımda kendimi kötü hissetmemiştim. Biriyle olmaya hazırdım. Birini sevmeye, sırtımı birine yaslamaya ve birinin elini tutmaya hazırdım. Bir yandan bu kadar erken hissettiren şey, bir yandan da fazlasıyla geç kalınmış hissi yaratıyordu.

Taehyung buradaydı.

Apartmanın kapısını arkamdan kapatıp rüzgar yüzünden gözlerime giren saçlarımı düzeltene kadar onu görmemiştim. Yoldaydı, arabasının kapısına yaslanmış benim bulunduğum tarafa bakıyordu. Olduğum yerde duraksamama sebep olmuştu, sonraki saniye kendime gelip derin bir nefes alarak ona doğru yürümeye başlamıştım. "Günaydın." diyerek selamladı beni.

Bir an ona nasıl hitap edeceğimi bilemedim. Amir Kim? Taehyung-ssi? Çok yorgun görünüyordu, sırtını arabadan çekerken ellerini ceketinin ceplerinden çıkarmıştı.

Selamı o vermişti, devam etmesi, bir karşılık vermesi gereken bendim ama donmuş gibiydim. Taehyung'u böyle yorgun görmek beni üzmüştü, tahmin edemeyeceğim kadar üzmüştü hem de. Aramızdaki ilişkinin, arkadaşlığın aldığı hali boş verdim onu öyle görünce; tüm bu durumla ilgili soru işaretleri bir an için görünmedi gözüme. "İyi misin?" diye sordum endişeyle.

Taehyung gülümsedi. Gülümsemesindeki burukluk onun da bu durumdan rahatsız olduğunu gösteriyordu, birkaç saniye içinde arkadaşıma geri kavuşacağımla ilgili bir umut doğdu içime; yine de bunun beni, o andan uzaklaştırmasına izin vermemeye çalıştım.

"Doğum günün kutlu olsun." dedi Taehyung soruma cevap vermek yerine. Afalladım. "Geç kaldım ama."

"Ah, şey," Boğazımı temizledim. "Teşekkür ederim."

"Bilseydim dün kutlardım." diye devam etti samimi bir ifadeyle.

Başımı iki yana salladım önemli olmadığını belirtmek istercesine, evrak çantamın askısını sıkıca kavramıştım iki elimle. "Nereden öğrendin? Dün doğum günüm olduğunu?"

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin