7; 환영해

340 63 90
                                    

 milattan sonra 916

"Efendim!" Yorgun gözleri zorlukla aralandı, kapısındaki yumruklar uykusunu bölmüştü. "Efendim, uyanın!"

Kaldığı odada pencere yoktu ama vücudundaki kırgınlık hissi Yoongi'ye güneşin henüz batmadığını bildiriyordu. Güneş batmadan kimsenin, Jimin'in bile, mahzene inip kendisini uyandırmaya izni olmadığı için durumun ciddiyetini çabuk kavramış, avuç içlerini yatağına bastırarak doğrulmaya çalışmıştı. "Ne oldu?" diye seslenmeye çalıştı, sesi çıkmadı bir an, boğazını temizleyip sorusunu yineledi.

"Efendi Jimin!" diye karşılık verdi uşak. "Efendi Jimin kendini kaybetti! Yetişin!"

Hiçbir şeyi umursamadan ayaklanmasını sağladı bu sözcükler, aynı saniye içinde kapıya varıp açtı ve uşağın yanından rüzgar gibi geçip tırmandı merdivenleri. Geride bıraktığı oğlan neler olup bittiğini anlamadan olduğu yerde dikilip kalmıştı.

Jimin yapının en üst katındaydı, Yoongi'nin hızı o yukarı çıkana kadar karşılaştığı pencerelerden içeri süzülen güneş ışığıyla düşmüş, sevgilisinin yanına vardığında nefes nefese kalmasına sebep olmuştu. Korku dolu gözleri Jimin'in üzerine düşerken bir eliyle duvardan destek alıyordu. "Jimin?"

Odayı yerle bir eden sevgilisi duraksadı, elleri kan içindeydi. Yoongi nefes almayı bıraktı, dudakları aralandı dehşet içinde. Bakışlarını özellikle o manzaradan uzak tutmaya çalıştı. "Sen!" dedi Jimin sitem edercesine, sesi çatlamıştı. Göz kapakları hüzünle çökmüştü sanki, Yoongi bir an için ne yapacağını bilemedi. "Jimin, sorun ne?" diye fısıldadı öne doğru bir adım atarak.

"Benden nefret etmen lazım."

Sorusuna aldığı karşılık Yoongi'nin içini yaktı. Yine oluyordu. Yine engelleyememişti. Kısıtlı zamanının planlamasını yine yapamamıştı, Jimin'in hatırlamasının an meselesi olduğu gerçeğiyle bir türlü yüzleşememişti. "Jimin, ben senden nefret edemem." dedi sadece, gözleri dolmaya başlıyordu.

"Yaklaşma!"

Jimin duvarda asılı duran kılıçlardan birini alırken Yoongi her şeyi göze alıp odaya girdi, tüm bu kararlılığı pencerelerden birinin önünden geçeceği sırada buhar olmuştu, panik içindeki gözleri Jimin'in yüzüne yükseldi. Genç adamsa sevgilisinin bu halini görünce daha da içli bir şekilde ağlamaya başlamış, kılıcı tutmayan parmaklarıyla saçlarını kavramıştı. "Jimin, gitme," diye yalvardı Yoongi ışıktan geçip gücünün bir kısmını daha kaybederken. "Ben seni affettim. Duyuyor musun?"

Jimin kendi arkasında kalan pencereye doğru adımlıyordu, Yoongi'den her an biraz daha uzaklaşıyordu, Yoongi sevgilisini yine kaybediyordu. "Ben sana hiç kızmadım. Seni hiç suçlamadım, ortada affedilmesi gereken bir şey bile yoktu." diye devam etti Yoongi. Durumu daha fazla riske atamadı, öne doğru elinden gelen en hızlı şekilde davrandı, Jimin'i kollarının arasına aldı. "Jimin!"

"Bırak beni!" Birlikte geçirdikleri tüm o gecelerde Jimin'in bir milim oynatamayacağı vücut güneş ışığının etkisiyle birkaç metre gerilemişti. Pencerelerden birinin altına düştü Yoongi, gözlerine dolan ışık acıyla kıvranmasına ve gölgeye doğru sürünmesine sebep olmuştu. Jimin'in hıçkırıkları şiddet kazandı. "Benim suçum, benim suçum..." diye sayıklamaya başladı kılıcın keskin ucunu göğsüne çevirirken.

"Jimin!" Yoongi yine ayaklandı, son avının üzerinden üç hafta geçmişti ve bir sonraki yeniaya da bir hafta vardı; eğer yeterince beslenmiş olsaydı güneşten bu kadar etkilenmezdi. Jimin hatırlamak için sevgilisinin en zayıf anlarından birini seçmişti sanki. "Yalvarırım yapma!"

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin