Fanfic yazıyorum. İlk gerçek fanficim bu olacak sanırım.

Yorum istiyorum.

Mutlaka yorum yapın! Çekinmeyin.

Keyifli okumalar^^

Multi: Lena

Şarkı: Poo Bear/ Work for it

***

Saatime bakarak zilin çalmasını bekliyordum. Hayatımda ilk defa dersten başka bir şey için bu kadar telaşlıydım, o da Carissa'nın bulacağı telefon numarası hakkındaydı.
Acaba bulabildi mi, diye kendimce içimi yeyip bitirirken bütün günümü tırnaklarımı yemekle geçirmiştim. Bu benim için yeni bir şeydi, başkasının numarası özellikle Justin'in numarasına mesaj atacaktım. Ona numaramı gizleyerek mesaj atmayı planlıyordum, çünkü eğer kim olduğumu anlarsa benimle asla konuşmazdı ve ben bu fırsatı kaçırmak istemiyordum.

Nihayet zil çaldığında hiç kimseye bakmadan sınıftan koşar adımlarla çıktım. Carissa'yla kantinde buluşacaktık. Umarım numarayı bulmuştur, diye geçirdim içimden.Bulamadıysa benim için büyük bir kayıp olacaktı çünkü Carissa'ya bütün dönem boyunca ödevini yapmaya söz vermiştim.
Kalabalığın arasından sıyrılıp Carissa'nın sarı saçları görüş alanıma girdiğinde adımlarımı hızlandırdım. Tanrım lütfen numarayı bulmuş olsun.
"Hey!" diye bağırdım Carissa'ya beni duyması için.
Arkasını döndü. "Selam,"
Bütün gün içimi kemiren soru aklıma geldi. "Telefon numarasını buldun mu?"
Yüzündeki sırıtma genişledi. "Elbette buldum. Okulun popüler çocuğu olsa bile benim bulamayacağım şey yoktur. Bunu biliyorsun, tatlım."
Nefesimi dışarıya verdim, ciddi anlamda rahatlamıştım.
Carissa cebinden buruşturulmuş bir kağıt çıkardı. "Numara burada, umarım amacına ulaşırsın. Ödevlerimi sana g-mail olarak atarım." elindeki kağıdı aldım. "Teşekkür ederim,"
Elini gelişigüzel salladı. "Her şey karşılıklı Lena, sonra görüşürüz."
Carissa görüş alanımdan çıktıktan sonra elimdeki kağıdı buruşturmamaya özen göstererek pantolonumun cebine sıkıştırtırdım. Hemen sonra da kafama bugün kütüphanede olmam gerektiği dank etti ve elbette Bayan Moretz'in geç kalmamamı söylediği uyarısı da. Bayan Moretz, kütüphane görevlimizdi ve orada gönüllü olarak çalışmayı bir tek ben kabul etmiştim çünkü kitaplara aşık biriydim. Yani en azından kitaplardaki gibi bir hayatım olmasını istiyordum, şu anki gibi sıkıcı bir hayatım olması pek tercihim değildi.
Kütüphane binanın diğer taraftında kalıyordu ve bu bina Justin'in olduğu binaydı. Pekala, kütüphane görevini Justin'i daha rahat izleyebilmek için almış olabilirdim ama bu, ona olan hissime engel değildi, aksine, onun hakkında bu okula geldiğimden beri birçok bilgi edinmiştim. Örneğin mor rengi sevdiğini, saçlarının bozulmasından asla hoşlanmadığını -her kim olursa olsun-, kot pantolondan nefret ettiğini hatta bu yüzden düşük bel pantolonlar giymeyi tercih ettiğini, şarkı söylemeye ve hokeye karşı büyük bir ilgisi olduğunu biliyordum.
Ben bunları düşünürken Justin' i gördüm. Bugün siyah düşük bel bir pantolon ve beyaz bir tişört giymişti, ayrıca her zamanki gibi nefes kesici görüntüsünün üstüne modelini değiştirdiği yeni saçları da eklenince agh! Onu düşünmeyi bırakmalıydım ve ben onu dikizlediğimi fark edemeden arkadaşlarından biri onu kolundan dürttü. Justin ilk önce arkadaşına 'ne oldu?' der gibi baktıktan sonra arkadaşı beni işaret etti. Aman tanrım! Kafamı yere eğip hızlı adımlarla yanlarından geçerken erkeksi kıkırtısı kulağıma doldu. Lütfen beni görmemiş olsun, tanrım lütfen.
Nihayet kütüphaneye vardığımda kafamı kitap raflarının arasına gömmek istiyordum. Yüzüm pancar rengine dönmüş olmalıydı, bir daha ulu orta yerde Justin'i dikizlememeye söz verdikten sonra beni bekleyen kitap yığınına sıkıntıyla baktım. Elimdeki çantayı gelişigüzel bir yerlere attıktan sonra kitapları dizmeye başladım.
Ben kitapları türüne göre dizerken birkaç homurtu ve inleme sesi duymamla birlikte yüzümü buruşturdum. Bazen kütüphaneye geldiğim sıralarda üst sınıflardan birileri buraya gelip koridorda yapamadıkları şeyleri burada yapmayı tercih ediyorlardı. Bir keresinde Justin'i yanında okulun bir diğer popüler kızıyla görmüştüm. Her ne kadar o kızın yerinde olmak isteyen bir bina kadar kız tanısam da sadece Justin'e bakmak bile kalbimin ritmini bozuyordu. Okula ilk geldiğimden beri Carissa dışında hiç arkadaşım olmamıştı ya da konuştuğum biri. Carissa da arkadaşım değildi ama en azından onunla birlikte takılıyorduk diyebilirdim.
Kitapları dizmeyi bitirdikten sonra saatime baktım. Tam olarak 40 dakikada kitap dizme işini bitirmiştim ama arkadaki inleme sesleri hala devam ediyordu. Tanrım bu iğrençti!
Ardından bayan Moretz'in sandalyesine oturdum, kitap dizme işine kendimi o kadar çok kaptırdığım için cebimdeki kağıdı az kalsın unutuyordum.
Hemen elimi cebime attım ve oturduğum için buruşan kağıttaki numaraya bakıp iç geçirdim.
Birkaç saat daha buradaydım ve Justin'e mesaj atma fikri oldukça cazip geliyordu. Fark etmeden onun numarasını telefonuma kaydederken elim hiç olmadığı kadar titriyordu.
Mesaj bölümüne girip bir şeyler yazdım.
Ben: Selam?
Siktir! Cidden selam mı yazmıştım ben az önce? Selam yazdığıma mı yoksa birisinin telefonundan mesaj sesi duyduğuma mı panik yapsam bilemedim. Mesaj sesi az önceki inleme sesleriyle aynı yerden geliyordu.
Lanet olsun! Justin biriyle yiyişirken ona mesaj atmak da neyin nesiydi böyle? Her neyse Lena, sakin olmalısın, diye kendimi teselli etmeye çalıştım ama kütüphanenin içinden gelen sesle birlikte paniğim daha da çok artmıştı.
"Lanet olsun bu da ne böyle?" dedi az önceki ses, bu sesi nerede duysam tanırdım. Bu Justin'in sesiydi.
"Tatlım sakin ol, biz devam edelim," diye cırtlak ve sinir bozucu bir ses de Justin'in sesine dahil olunca kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Sınıfına git, keyfim kalmadı." Justin'in kızı sert bir şekilde kovduğunu duyunca içimdeki kelebekler varlığını belli edercesine tepinmeye başladı.
Ama durun bir saniye?! Justin sınıfına git, dedi o halde bu... bu onunla birkaç saat yanlız kalacağım anlamına mı geliyordu?
Bugün çok fazla küfür ettiğimin farkındaydım ama... siktir!

Secret Number//J.BBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!