6. BÖLÜM: ''KATİL ŞEHRİN KUYTULARI.''

54.7K 3.5K 1.8K
                                        


Bölüme geçmeden önce kelebeğimizi bırakalım: 🦋

Keyifli okumalar! Bir sonraki bölüm gelecek hafta Pazartesi günü gelecek. Bir süre her pazartesi birlikteyiz. Sabırla bekleyen sizlere teşekkür ederim! :)

Saudade, Parçalansın Zaman

Cihan Mürtezaoğlu, Martı

Public Memory, Heir

🦋 Sena Şener, Sevmemeliyiz 🦋

6. BÖLÜM: ''KATİL ŞEHRİN KUYTULARI.''

''Hissedilen her şeye cümle kurulamıyor,'' diye bir cümlenin altını çizdiğimi hatırlıyorum. Nereden hatırladığımı sormayın, işte onu hiç bilmiyorum. Zihnimde yaşayan ama ağır bir darbe aldığım için yaralanan anılarımda kaybolmuştum; dejavu gibi, bir şeyleri yaşamışım ama bir yere baktığımda ya da gözlerimi yumduğumda ben bunu yaşamıştım, bu cümleyi bir kez daha kurmuştum diyordum.

Kelebek Nar, hissedilen her şeye cümle kurulamıyor cümlesinde durmuş, karanlık bir sokakta elinde kelebek kolyesiyle Nare'nin zihnini aydınlatmaya çalışıyordu.

Vural'ın bir saat önce söylediği cümle kulaklarımda yankılandı: ''Ben çok düşünürüm, ıstırabım çok düşünmek.'' Ben bu cümlede, hissedilen her şeye cümle kurulamadığını görebiliyordum. Çok düşünüyorum çünkü'den sonrası yoktu. Neden çok düşündüğünü söyleyemeyecek kadar ağırdı hissettikleri.

Ve onunla yollarımız bu noktada kesişiyordu. Şu an da hissettiklerim, bir çığın omuzlarıma yıkılması kadar ağırdı ve şu anda hissettiklerim, çaresizlik kelimesini doldurmayacak kadar taşkındı. Çaresizlik; yaralı ellerimden, kan kurumuş göz kapaklarımdan, ayağımdan ve kırık parmaklarımdan dökülüyordu, ne yapacağımı bilememe hissi ise katil şehrin kuytularında gözlerini dikmiş beni izliyordu.

Islak kirpiklerimin arasından Vural'ı izliyordum. Yarım saate yakın bir süredir briket üzerinde, elinde sigarası düşünceli yüzle etrafı izliyordu. İnce, keskin çenesi birkaç dakika önce titremeye başlayan çeneme göre çok daha sakindi.

Buz mavisi gözleri hiç beklemediğim bir an da gözlerime değdiğinde nabzım ani bir artışla kulaklarıma uğuldadı.

''Üşüyor musun?'' Oturduğu briketten doğruldu ve omzunun üzerinden bana baktı.

Titreyen çenemi sabit tutmaya çalışırken, ''Biraz,'' diye karşılık verdim. ''Vural, karargâha gitmeyecek misin?''

Çağlar, Zamir'i arayıp onu beklemesi gerektiğini, o gelmeden hiçbir şey yapmamasını söylemişti. Apar topar evden çıkarken göz ucuyla bana bakmış, bir şeyler söylemek ister gibi dursa da hiçbir şey demeden yanımızdan ayrılmıştı. Vural, son söylediklerini soğuk bir sakinlikle dinlemiş, o gittikten sonra ağzını açmamıştı.

''Gidersem işim çok uzun sürecek,'' Ayağa kalktı, usulca bana doğru yürümeye başladı. Buza kesen mavilerini gözlerimden ayırmadan konuşmaya devam etti. ''Seni ilk günden yalnız bırakmak istemiyorum.''

''Bu, diğer günler yalnız kalacağım anlamına mı geliyor?'' diye sordum, bakışlarım kısa bir an gözlerinden kaydı, karlı dağlara değdi.

''Gittiğim zaman iki gün boyunca gelmiyorum,'' diye yanıtladı. ''Bugün kalayım, yarın giderim. Çağlar orada, şimdi ben de gidersem dikkat çekecek.''

VURGUNHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin