4; 추석

324 64 22
                                    

dalnim: ay tanrıçası diyebileceğimiz bir varlık

hangawi: chuseok'un bir diğer ismi, ulu sonbahar ortası anlamına geliyor

mudang: şaman gibi bir şey


__________________________


günümüz

          Saçlarım yara izimi örtse de üzerine ne olur ne olmaz diye başka bir sargı bezi yapıştırıp yapıştırmamam gerektiğini sorguluyordum aynaya bakarken. Dikişlerim birkaç gün önce alınmıştı ama yara tamamen iyileşmemişti, benim için hala oldukça kötü görünüyordu. Çocuklar korkmasın diye okula giderken kullandığım sargı bezlerinden birini elime aldım, sonra geri bıraktım, sonra yine aldım. Aynada yine baktım kendime, canım sıkılmıştı.

          Chuseok'un ilk günüydü bugün, havanın kararmasına yarım saat falan vardı. Dışarı çıkmak ve kasabadaki festivalin tadına varmak, tezgahların kurulduğu cadde boyunca gezinmek, bu akşamki etkinliklere katılmak istiyordum. Öğrencilerim üç gece boyunca farklı etkinlikler olacağını ve hiçbirini kaçırmamam gerektiğini söylemişti. Ama bir yanım hiçbir yere gitmek istemiyor, yalnızlığımda boğulmayı arzuluyordu. Taehyung'la cuma gecesi yaptığımız telefon görüşmesinden beri konuşmamıştık, cumartesi günü onu ilçede başka bir arkadaşıyla görmüş ve içime kapanmıştım.

          Aynaya bakmaktan sıkıldım, yatağımın olduğu odaya geçtim.

          Hava hala aydınlık olduğu için perdelerim açıktı, pencereden baktım bir süre. Mandalina olayından beri evde diken üstünde dolaşıyordum ama başıma bir şey gelmemişti henüz. Topal'da yemek yedikten sonra saat geç olmadan eve dönmeye çalışıyordum, kapım da hep kilitli oluyordu ama tüm bunlar uykularımın kaçmasına engel olamıyordu.

          Çok uzakta olsa da kasabadaki kalabalığı seçebiliyordum, belki kızlarımdan birini görürüm diye derin bir nefes alıp yara izimi sargılamak için banyoya gittim. Bir yandan da peşimdeki her kimse herkesin dikkati festivaldeyken gelip benimle uğraşmasından korkuyordum sanırım. Bilmiyordum, planladığım hiçbir şey olmuyordu hayatımda ve ben gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum.

          Karnım açtı, kahvaltı yapmamıştım ve dün akşamın erken saatlerinde yediğim yemek dışında bir iki meyve yemiştim sadece. Yine de bir mekana oturmaktansa tezgahların olduğu caddeye çıktım ve canım ne çekerse azar azar yiyip karnımı doyurmaya karar verdim. Kafam o kadar dağınıktı ki yelpazemi unutmuştum ama bunun moralimi bozmasına izin vermedim, yarın akşam alabilirdim yanıma.

          Kasabada yüzünü tanıdıklarım dışında daha birçok insan vardı, hepsinin de farklı yerlerden geldiği belli oluyordu; bir an için Itaewon'da gibi hissetmiştim kendimi. Itaewon'da herkesin bir kostüm giyip olmadığı biri gibi davrandığı Cadılar Bayramı geceleri, benim hayatımın her gecesi.

          Beni tanıyan tezgah sahipleri gülümseyerek mutlu chuseoklar diliyor, sattıkları şeyleri tatmam için davet ediyorlardı. Bir songpyeon tezgahında durdum, yanımda birkaç yabancı turist de vardı ve onlar da hanbok giyinmişti. Gülümseyerek satıcının benimle ilgilenmesini beklemeye başladım, bu sırada da uzaktan gelen bir ses duymuş ve diğer herkes gibi başımı sesin geldiği yöne çevirmiştim. Bir daechwita takımı kasabanın doğu tarafından yaklaşıyor, onları gören yerli halk da her şeyi bırakıp alkış tutuyordu.

          "Affedersiniz," Yanımdan bir ses konuşunca başımı eğip benden kısa olan, yabancı genç kadına baktım. Yanakları hafifçe kızarmıştı, onun arkasında duran (arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim) diğer iki yabancı kadın da tezgahla ilgileniyormuş gibi görünüyor ama bir yandan da gülüşlerini bastırmaya çalışıyorlardı. "İlk defa yiyeceğim de," diyerek tezgahın arkasında taze songpyeon hazırlayan satıcıyı işaret etti. "Sizce hangisini denemeliyim?"

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin