1

18.8K 1.2K 140
                                    

Tüm dünyanın tanıdığı, kıtalara nam salmış piyasayı yerinden oynatmış bir şirkette inanın bana pazarlama asistanı olmak çok zor. En azından benim gibi terimler konusunda dünyanın en kıt insanı olan biri için. Yaptığım işin sadece çay kahve dağıtmak veya dosyaları düzenlemek falan olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yani, evet işin yüzde yetmişi falan bunlardan ibaret olabilir ama gelen mailleri veyahut telefonları DakHo'ya bildiren kişi de benim. Üstelik onun maillerini yazıp gönderme görevi de bana düşüyor. Yani durum bu haldeyken terimler konusunda cahil olmam benim için son derece büyük bir sorun. Ha bir de iş için Çine gönderilmem var.

Kabul etmeliyim ki kaşındım. Geçen sabah departman müdürümüz Sung'un yanına gidip "Hey Sung baksana, sence de artık terfi almam gerekmiyor mu? Tam 8 ay 27 gündür burada çalışıyorum." dememem gerekiyordu. Ama babamın durup durup ona olan borcumu bana hatırlatması son derece can sıkıcı bir hal almaya başlamıştı ve ben de bir an gaza gelip sordum işte. Nereden bilebilirdim ki, "Eğer bu işi halledersen terfi alacaksın." diyerek beni Çin'e yollayacağını?

Peki bir kere daha kabul ediyorum, işi halledersen falan demedi. Daha çok 5 yaşındaki bir çocukla konuşuyormuş gibiydi. Ve kurduğu cümle tam olarak şuydu.

"Bak Sehun.." Her kelimenin üstüne basa basa konuşuyordu ki herhalde böyle daha kolay kavrayacağımı falan düşünmüştü.. "Tek yapman gereken adamlara bu dosyaları imzalatmak. Senin hiçbir şey söylemene falan gerek yok. İş çoktan halledildi zaten, şu an şirkette boş olan tek kişi sen olduğun için seni gönderiyorum. Sadece dosyalar imzalanacak, bunu sen bile halledebilirsin. Anladın değil mi?"

Aman altı üstü bir dosya imzalatıp geri dönecektim işte, ne kadar zor olabilirdi ki? Hem niye bu kadar uzatıyordu? Bunu tabiki de halledecektim. Ve sonra terfi alacaktım ve maaşım artacaktı ve babama borcumu ödeyip o lanet kuzenim Yugyeum'dan daha yetenekli olduğumu.. Tamam, daha yetenekli değil de daha yetenekli olabilecek potansiyele sahip olduğumu kanıtlayacaktım. Hem de sadece bir dosya imzalatarak. Hayatımdaki en basit ve faydalı olay buydu herhalde..

Tabi toplantıya kadar böyle düşündüm. Sonra toplantıda adamlar konuştukça konuştu çevirmen çevirdikçe çevirdi. Bir ara gözlerim açık uykuya falan daldım. Çevirmen lojistik dedi bağlı talep dedi esnek talep dedi.. Tabii ben bunların hiçbirini anlamadım. Pek kafama da takmadım doğrusu, o sırada iş yaptığımız şirketin ismini dahi unutmuştum. Bir ara elin Çinlileri ne çok konuştu be falan diye düşündüm. Derken bir saat geçti, iki saat geçti ve adamlar anlaşmadan vazgeçtiklerini ve imza falan olayının olmayacağını söylediler. Yani öyle demişler çevirmenin söylediği cümlelerden sadece bunun tamamını duydum. Ve tabiri caizse göt gibi kaldım.

İşte tüm hayallerimin paramparça olması tam da bu anda gerçekleşti. Hatta annemin çeyizindeki porselen setini kırdığımda çıkan sesin aynısı toplantı salonunda yankılandı. Kafamın içinde Sung'ın yüzü belirdi ve o an adamların ayaklarına kapanarak dosyayı imzalamaları için ağlamak istedim. Toplantı salonunu birbirine katmayı hatta adamların parmaklarını keserek onlarla imza atmayı bile düşündüm. Tabii ki bunların hiçbirini yapmadım. Son derece onurlu bir şekilde boynum dik odadan çıkmak benim durumumdaki birinin yapacağı bir şeydi fakat ben kamburumu çıkartıp ayaklarımı sürüye sürüye dosyalarımla birlikte odadan çıktım.

Ve işte bir işi daha böyle kaybettim. Daha önce sıkıldığım ya da kovulduğum 5 işte çalışmıştım. Hatta bir ara kendi işimi kurmayı düşündüm ve babama da böyle borçlandım. Kuzenim Yugyeum kendi ofisini kurup paraya para demezken ben 25 yaşında bir asistan olmaktan öteye gidemedim.

Havaalanında bir barda oturmuş ucağımın kalkış saatini beklerken son derece umutsuzdum. Sung'ın pazartesi günü ilk iş olarak beni kovacağına son derece emindim. Ve artık yapabileceğim hiçbir halt yoktu. Tekrar babamların yanına dönmem başta Yugyeum olmak üzere tüm sülaleye rezil olacağım anlamına geliyordu. Seoul'de kalmak ise sokaklara düşüp dilenci olmam demekti. Ev kirasını ödeyemeyeceğim için beni evden atacaklardı ve ben beş kuruşsuz sokaklarda kalacaktım... İşte bir gencin tüm hayatının son bulması böyle başlıyordu...

Secrets // sekaiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin