1; topal kahraman

En başından başla
                                    

Minibüsün gelmesine on dakika kala yeni bir tren yanaştı istasyona, çok geç saate kalmış olurum diye biletini almadığım tren. Yolcular indi, benim geldiğim seferin aksine bu kez daha fazla insan benim gibi istasyonda beklemeye başladı ve minibüs saatini hesaplayarak geldiklerini fark edince de kasabanın yerlilerinden olduklarını düşündüm. Aralarında ilkokul çağında çocuk var mı diye bakındım ama tipimi gören yakınındakini tutup bana arkasını dönüyordu. Ya saç boyam yüzündendi, ya küpelerim; dövmelerim olmadığını biliyordum çünkü daha muhafazakar bir kesime geldiğimin bilinciyle eylül sıcağında uzun kollu giyinmiştim. Küpeleri sorun etmeyeceklerini düşünerek yanılmıştım anlaşılan, okula gitmeden önce hepsini çıkarmam gerekecekti. İç geçirdim.

Minibüs en sonunda geldi, benden sonra beklemeye başlamış olsalar da herkese öncelik verdim; önümüzdeki senelerde burada olacağımı bildiğim için daha ilk anda herkesin gözünde iyi bir izlenim bırakmaya çalışıyordum.

Minibüs zaten ilçeden aldığı yolcularla gelmişti, bana oturacak yer kalmadı. Bavulumu aracın duvarına yaslayıp üst kısmına dayadım kalçamı, yarım saat önce cebime tıktığım parayı çıkarıp şoföre uzattım. Dikiz aynasında göz göze geldik, yaşlı adamın kaşları çatıldı. Benden önce binen kimseye dönüp bakmamış, yıllardır bu işi yapıyor olsa gerek, otomatik bir makineymiş gibi paraları alıp üstlerini vermişti. Küpeler, diye düşündüm. Saçlarımın sarı olması çok da ekstrem gelmiyordu nedense, doğal bir renk diyeydi belki de.

"Delikanlı?" dedi soru sorarcasına, beni baştan aşağı süzdükten sonra. "İlçeye gitmiyor bu araba, kasabaya dönüyoruz."

"Biliyorum." dedim nazikçe.

"Gampo-eup." dedi, son kez teyit etmek istercesine.

"Hı-hım." Başımı salladım yavaşça gülümseyip. "Kasaba merkezinde duracak, değil mi? Bir kişi, lütfen."

Kasabaya gittiğime pek de inanmamış gibiydi ama daha fazla uzatmadı, paramı alıp üstünü verdi.

Gampo. Gyeongju'nun deniz kenarındaki yedi bin nüfuslu kasabası. İki ilkokul, ortak bir lise ve ortaokul. Başka ne vardı? Hastane yoktu diye hatırlıyordum, keşke daha fazla araştırma yapsaydım. Yeni başlangıç... Bir şeyleri bilerek de başlangıç yapılabilirdi pekala. Sarsılan araçta gittikçe kararan gökyüzünü izleyerek, ve ara sıra da etrafa bakarak tamamladım yolculuğumu. Daha önce Gyeongju'yu ziyaret etmiştim ama Gampo'ya ilk defa ayak basıyordum.

"Özür dilerim." dedim mahcup bir şekilde, benim dışımda herkes indikten sonra. "Lojman ne tarafta, acaba?"

Şoför birkaç saniye sessiz kaldı, sonra da havalanan kaşlarıyla, yine bana baktı şaşkınlıkla. "Memur musun sen?"

"Öğretmenim, evet." diye açıkladım.

"Beyim, neden söylemedin?" Yüzü aydınlanmıştı bir anda, kapattığı motoru yeniden çalıştırdı, arabanın içindeki ışıkları yaktı. "Şimdi yolu dikkatli izle öğretmen bey, bak merkezden lojmana götüreceğim seni şimdi."

Götürdü de. Söylediği gibi dikkatle izledim yolu. Sokakta oynayan çocuklar gördüm, dükkanını kapatmaya hazırlanan esnafları, kaldırımda yürüyen insanları, komşuları, aşıkları... Ve ben de aşık oldum. Gerçekten de, diye düşündüm. Gerçekten de tertemiz, güzel mi güzel bir başlangıç olacak benim için.

Değiştirdiğim telefon numaram, bomboş bir rehber, bavulumda sürekli yıkamamı gerektirecek kadar az sayıda kıyafet. Sıfırdan, bundan önce yirmi dokuz yıl yaşamamışım gibi.

Yolu öğrendim, inmeden önce borcumu sordum ama ekstradan getirdiği yolun parasını asla kabul etmedi. Yalnızca ne öğretmeni olduğumu sordu, tarih olduğunu söylediğimde de keyifle gülümsedi. "Taşını öptüğüm, toprağına öldüğüm ülkem," dedi. "Ne tarihimiz var ama, değil mi, öğretmen beyim?"

moontale // yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin