Bölüm 7-Merak Ne Kadar Güçlüydü?

236 11 5

Sabah güneşinin, göldeki hafif dalgalarla dansına eşlik eden kuşların senfonisi ve renkli yusufcuklar, burada bulunan ve görülmeye değen yegane eserlerden biriydi. Yanlızlığın sessizliği, rahatladığım, huzur bulduğum tek yerdi. İnsanların kalabalığını, yalancı kahkahalarını, dedikodularını, ve yalanlarını dinlemektense kendi yanlızlığımda kaybolmayı tercih ederdim.

Dün gece rüyalarımın kabusu olan kişiyi düşünmeden alamıyordum kendimi. Akademiye gelmeden önce beni öldürmek isteyen ama her nedense öldürmeyen kişiyi yani Lucas'ı düşünmeden duramıyordum. İnsanın sevdiği kişiyi düşünmesiyle kendini öldürmek isteyen kişiyi düşünmesi arasında dağlar kadar fark vardı. Sonuç olarak tüm uyuma çabalarım boş gelmiş, saydığım kuzular beni terk etmişti.

Uyuyamayacağımın farkına vardığımda ise güvenliklerden kaçıp buraya gelmiştim. Saatlerdir oturuyordum. Yaşlı bir ağacın tepesinde kulaklığımdan gelen Ellie goulding-Beating Heart şarkısıyla manzaranın tadını çıkarmaya çalışıyordum.

Gündüzleri yemyeşil olan gölün ortasında bulunan büyük kaya kendi adasını oluşturmuştu. Gölün çevresi de irili ufaklı kayalarla çevriliydi. Küçükken, Ashle birlikte göle kadar koşma yarışı yapardık. Ash benden daha iyi koşucu olduğu için genellikle o kazanırdı. Arada benim kazanmam için hızını yavaşlatırdı. Havanın sıcak olduğu zamanlarda -ki buralar genellikle sıcak olur- yarıştan sonra göle atlayıp yüzerdik. Kurumak için kayada güneşlenir sonra tekrar suya atlayıp yine ıslanırdık. Tabi akademiye ıslak bir şekilde döndüğümüz için annemizden azar yerdik. Tabi yinede her seferinde aynı şeyi tekrar tekrar yapardık.

Hatırladığım anılar yüzümde hafif bir tebessüm oluşturmuştu. Çocukluğumun o cahilliği mutluluk veriyordu. Bazı şeyler bilinmezken hayat daha kolaydır. İnsanlar büyüdükçe değil, öğrendikçe mutsuzlaşır. Hayat gerçek yüzünü sen büyüdükçe gösterir. Öyle bir an gelir ki beyaz gördüğün herşeyin aslında üstü örtülmüş bir siyahtan ibaret olduğunu anlarsın. İşte o zaman annenin, babanın karşına çıkıp ben büyüdüm diyebilirsin. İşte o zaman gerçek anlamda farkına varırsın. İşte o zaman ögrenirsin.

Tüm gece aynı yerde ayın derdime, düşüncelerime ortak oluşunu ve ateş böceklerinin göz kırpışını izledim. Ardından yıldızların teker teker elveda deyip, güneşin ilk ışıklarıyla doğayı uyandırmasını seyrettim.

Hala emin olamıyordum. Bir yanım o kişinin kesinlikle Lucas olduğunu söylerken diğer yanım, o olmasının imkansız olduğunu haykırıyordu. Kendi ikilemimde yüzüyordum adeta. Şelalenin en tepesinde gibiydim, yakında düşeceğimden emindim sadece ne zaman olduğunu bilmiyordum. Şuan sadece üzerine çıktığım ağaca yaslanıp bekliyordum.

07.30 a kurduğum alarmın sesi yüzünden sıçradım. Bir an elim boşluğa gelince dengemi kaybedip ağaçtan düştüm. Ben yeri kucaklamayı beklerken bir çift kol beni kucaklamıştı. Beni kolaylıkla tutan yabancı kollar potansiyel katilime, Lucas'a aitti. İti an çomağı hazırla sözü onun için vardı sanki. Hem sabahın köründe burada ne işi vardı ki?

"Nerede uyuduğuna dikkat etmelisin prenses. Hem oraya ne ara çıktın?" dedi düştüğüm ağaca bakarken. Beni hala kollarında tutuyordu ve indirmeye pek niyeti yok gibiydi. Tekini çıkardığı kulaklıktan gelen yüksek müzik benimde kulağımı dolduruyordu. Kolsuz bol tişörtü hafif terlemişti. Saç diplerinin sağından akan ter damlası koşu yaptığının göstergesiydi.

  "Uyumuyordum. Alarm çalınca bir an sıçradım ve düştüm işte." dedim kolum istemesem de  onun omzunda duruyordu. "Yani ben olmasam şuan yeri kucaklıyordun ve o kadar kabasın ki bir teşekkürü bile çok mu görüyorsun? Bir de bana egoist derler." gözlerimin en derinine bakıyordu ve bu rahatsız ediciydi. Yalancı bir gülümsemeyle "Teşekkür ederim. Yeri kucaklamayı tercih ederim."

İntikam ZincirleriBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!