▨ 7

60 32 32
                                    

Sonraki gün ilk kez birlikte dışarı çıktık.

Dünkü konuşmamızdan sonra beklediğim tepkiyi göstermemişti. Koltuktan bile kalkmadan düşünceye dalmıştı. Neyi seçtiğini sorduğumda hiçbir şey söylemedi, gülüp geçiştirdi ancak duruşunda ve yüz ifadesinde aklının bir köşesinde hâlâ o meselenin olduğunu fark edebiliyordum.

Geleli dört gün olmasına rağmen hâlâ Haarez'den bir haber almamıştım. Ayna karşısında eğlenerek geçirdiğim sıradan bir günün ardından kapı açıldı. Merdivenlerden koşarak indiğimde ev arkadaşımı bir yabancının kollarında gördüm. Sarhoş gibiydi, kıyafetleri dağılmıştı ve ikide bir omuzlarını açıkta bırakan tek parça bir elbise giymiş olan Augustine'i öpmeye çalışıyordu. Augustine ise sahte şuh bir tavırla eşlik ediyor fakat bakışlarındaki memnuniyetsizliği pek de gizleyemiyordu. Göz göze geldiğimizde merdivenlerden çekilmemi işaret etti. Yanlarından indim ve odama girip kapıyı kapattım.

Okuyucuyla oyalanarak geçen birkaç saatten sonra damağım kurudu ve su içmek için mutfağa girdim. Merdivende bir gürültü duyduğumda şaşırdım, derken evde bir yabancının olduğunu hatırladım. Yabancı, geldiğinin tam zıttı bir halde mağrur ve dik yürüyerek evden çıktı. Augustine ise üzerinde bornozla yabancıyı uğurladıktan sonra yüzündeki gülüşü sildi ve koltuğa uzandı.

Bir bardak su doldurup götürdüm. Teşekkür edip ufak bir yudum aldı. Yalnız kalmak istediğini düşünmüştüm ama arkamı dönüp giderken "Rizado," diye seslendiğini duydum.

"Efendim."

"Gelsene kız, dedikodu yapalım azıcık."

Koltuğun ucuna oturdum. "İlk kez ekon cinsinden ödeme alacağım." dedi sırıtarak.

Piyasada irili ufaklı binlerce para birimi vardı. Hepsini ezberlemek bir insanın hafızasını tek başına doldurabilirdi. "O ne?"

"Bugün için evrendeki en değerli para birimi. İnanılmaz bir şey." Tavana bakarak gülümsedi. "Her zamanki kazancımın yüz katı..."

"Neden 'aldım' dedin de 'alacağım' dedin?" diye sordum.

Suratı asıldı. "Ödemeyi buraya yapacak değil ya, kasaya yapacak."

"Kasa da Karin Malda oluyor."

"Aynen öyle."

Augustine nasıl bir çarkın içinde dönüp durduğunun farkındaydı. Yüz kat dahi kazansa Oyuncakçı ona asla hayatını değiştirebileceği kadar yüksek pay vermeyecekti. En fazla elbise, peruk, makyaj malzemesi ve ıvır zıvıra yeterdi. Bütün bunları bilip de nasıl burada rahatça yatabildiğini merak ediyordum. Her gün kaçma planı yapmalıydı. Bedeniyle buradan çıkamıyorsa bile hayalleriyle, ruhuyla çıkmalıydı.

Ali'nin bitmek bilmez öykülerinden biri bir sirk fili hakkındaydı. Henüz yavruyken bir kazığa sımsıkı zincirlenen fil defalarca kaçmayı denese de zinciri koparamamıştı. Aradan geçen zaman fili büyütmüş, zinciri tek hamlede koparacak ve hatta onu bağlayan insanı ezecek güce ulaştırmıştı ama fil artık çabalamıyordu çünkü kaçamayacağına inanmıştı.

"Evde kuruduk kaldık." dedi elini yelpaze gibi sallayarak. "Bugün dışarı çıkalım mı? Seni kızlarla tanıştırırım."

"Olur," dedim. Evden sıkılmıştım, mekân değişikliği iyi olacaktı. Ayrıca bu sayede Oyuncakçı'nın vadisini hangi güvenlik önlemleriyle donattığını da görebilirdim.

"Bu arada hatırlat, evin krokisini çizip vereyim sana bir ara."

"Neden?"

"Banyonun yolunu unuttun. Kızım, ben titiz kadınım öyle iki günden fazla duş almadan gezemezsin evimde. Ayrıca o odanı topluyorsun."

Yenilmişlerin RomansıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin