▨ 5

74 45 69
                                    

Gözüme ilk çarpan parlak sarı saçları oldu. Gür ve uzundu, neredeyse dizine geliyor ve Augustine'in iri bedenini elbise gibi sarıyordu. Düz kâkülü, geniş alnını ve kaşlarını örtüyordu. Yüzüne baktığımda neşem yerine geldi çünkü çok güzel gülüyordu Augustine, sadece dudaklarıyla değil, gözleriyle de. Gülerken gözleri kısılıp hilal şeklini alıyordu.

Boyu uzundu ve giydiği siyah topuklu ayakkabılar başını tavana daha da yaklaştırıyordu. Diz üstü siyah elbisesi, bisiklet yakayla tamamlanmış ve altın renkli bir kedi figürüyle süslenmişti. Koyu kırmızı damla şeklinde bir kolyesi vardı. Bana doğru dönerek "Hoş geldin Rizado." dedi. "Karin senden bahsetmişti."

Sesini o zaman duydum ve Haarez'in bana yolda bahsettiği kavramı o zaman anladım. "Trans kadın" demişti, erkek olarak doğup kadın gibi hisseden kişi. İşte, Augustine... Beden yapısı erkekti, giyim tarzı kadın. Kalın sesi erkekti, konuşma tarzı ise kadın.

Tokalaşmak için yaklaştığında saçlarının peruk olduğunu fark ettim ve parfümünün kokusunu duydum. Keskin ama rahatsız etmeyen bir çiçek kokusuydu. Kokuyu derin derin içime çekerken bel boşluğuma darbe geldi. Kadına yanıt vermek yerine ölü balık gibi baktığım için Haarez beni dürtmüştü.

"Ah, şey, hoş bulduk." dedim saçlarımı kaşıyarak. Bu sırada yüzümde salakça bir sırıtış olduğunu tahmin ediyordum. Augustine'in elini havada bıraktığımı fark ettiğimde hemen diğer elimi uzattım. Bir şey söylemek istiyor ama bulamıyordum. Çaresizce Haarez'e yan yan baktım.

"Tanıştığına memnun oldun, değil mi Rizado?" diye sordu.

"Hah, evet." dedim ve tekrarladım. "Memnun oldum."

"Ben de tanıştığıma çok memnun oldum." dedi Augustine. "Genç yaşta böyle büyük bir projeye seçilmek ne güzel! Tebrik ederim."

Neyse ki teşekkür etmeyi akıl ettim.

Oyuncakçı el çırparak yanımıza geldi. "Tanışma faslı bittiğine göre artık sizi eve uğurlayalım. Güzelim, giderken mağazaya uğrayıp üç beş parça kıyafet alın. Eşyası yok."

Augustine gülümsedi ve "Alırız bebeğim." dedikten sonra yanağına bir öpücük kondurdu. Vadinin patronu da öpücüğü dudaklarına iade etti.

Yüzümü buruşturmuşum. Bel boşluğumda ikinci bir darbe ve kulağımda bir fısıltı: "Öyle bakma!"

Ne yapayım? Hoş bir manzara değildi.

Haarez çıkmadan önce vadidekileri bol bol tembihledi. "Kalorili yemekler verin. Kilo alması lazım. Çok zayıf. Duydun değil mi Rizado? Kambur duruyor, dik oturması için uyarın. Spor salonunu düzenli kullansın."

Eğik oturmamdan Ali de çok şikayet ederdi. En sık duyduğum uyarılardan biriydi: "Kıvırcık, dik dur!" Bir süre sonra mimiklerinden bile ne demek istediğini anlar olmuştum.

Oyuncakçı, Haarez'i dinlerken başını salladı ama o gittikten sonra "Adam sen de... Çocuk sanki." diye söylendi. "Bununla mı uğraşacağım? Kendi işini kendi yapsın."

"Sahi sen kaç yaşındasın?" diye sordu kollarını bağlayan Augustine.

Dudağımı büktüm. "Bilmem."

"Onu bilmem, bunu bilmem. Sen neyi biliyorsun?" Malda elini ceketinin cebine koymuş ve bana yaklaşmıştı. "Haarez'e ne yaptın da seni seçmeye ikna oldu?"

Tavrı beni öfkelendirmişti ama nasıl göstereceğimi bilmediğim için dişlerimi sıkıp burnumdan nefes alıp vermeye başladım. Bir yandan da diziyatro yapımcısının seçme binasının yanında söylediği sözleri anımsamaya çalışıyordum. "Tekniğim yok ama duygu geçişim muazzam."

Yenilmişlerin RomansıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin