▨ 4

72 46 62
                                    

Dakikalar sonra yeniden seçme binasındaydım. Bu sefer ortam ıssızdı, seslerimiz yankılanıyordu ve üzerimde yeni kıyafetler vardı. Saçlarım sıcak havayla kurutulduğu için her zamankinden daha kabarıktı. Ellerimi bol pantolonumun cebine koyup arkama yaslanmıştım ve konuşurken yere bakıyordum.

Haarez bana kahve ikram etmişti. Bu hoş kokuyu, acı tadı özlemiştim. Daha sonra karşılıklı koltuklara yerleşip sohbet faslına geçtik. Boş bardağı elimde evirip çeviriyordum ki üzerinden duman çıkmaya başladı.

Bu kendiliğinden kaybolan bardaktı. Sıkça kullanılırdı, yenenlerin yaşadığı bölgelerde. İlk gördüğümde korkudan donakalmıştım. Ali beni sakinleştirmek için omzuma dokunmuş ve ben anladığımı söyleyinceye dek uzun uzun fizik kurallarını açıklamıştı.

Söylediğine göre bardağın yapıldığı malzemenin yapısı, içine sıvı bir şey doldurulduğunda değişiyor ve oda sıcaklığında süblimleşebilir hale geliyordu. Bu olay bardağın içinde hâlâ sıvı varken olmuyordu çünkü bardak önce doldurulup sonra da boşaltılmadan, dönüşüm tamamlanmıyordu. 

Ali bir hikâye anlatmıştı bana, fakir bir yaşam sürerken zengin olan, parasını har vurup harman savuran ve en sonunda yine fakir düşen birini. İlk başta fakir olmasına rağmen o hayata alışmıştır ve mutludur. Talih kuşu omzuna konduğunda memnuniyeti en üst düzeye çıkar. Parayı yitirdiğinde ise yeniden fakir düşmeyi kaldıramaz ve mutsuz olur, belki de üzüntüsünden ölür. Bardağın dönüşümünü anlamak istiyorsam bu kişiyi hatırlamam gerektiğini söylemişti.

"Seninle tanışalım Rizado." dedi Haarez. Şapkasını çıkarmış, ıslaklıktan dolayı yüzüne yapışan simsiyah saçları ortaya çıkmıştı ve biraz daha baykuşa benzemişti. "Kendini anlat. Kapalı bir kutu gibisin."

Omuz silktim. Rizado'ydum işte, bana seslenebileceği bir sözcük vardı elinde. Başka ne istiyordu? Yaşımı mı? On beş olsa ne olurdu, yirmi beş olsa ne olurdu? İnsanlar sırf muhabbet olsun diye lüzumsuz bilgiler paylaşıyor ve istiyorlardı. Eğer ömür boyunca geçerli bir kelime kotamız olsaydı çoğunu israf edecektik ve gerçekten gerektiğinde dilimiz kilitlenmiş olacaktı.

Baykuş benden bir cevap bekliyordu ama vermedim, böylece aramızda ısrarlı bir sessizlik oluştu. "Pekâlâ," dedi. "Anlaşılan konuşmayı pek sevmiyorsun. Lütfen merakımı bağışla: Bu rolü neden bu kadar çok istiyorsun?"

İkinci deneme de başarısızdı. Rolü istiyordum, almıştım ve sebebinin bu noktadan sonra öneminin olmaması gerekirdi. "İşte," dedim yarım ağız.

"Çok... Nasıl desem... Özgün bir kişiliğin var." Haarez neredeyse her kelime arasında derin soluklar alıyordu. Elini nereye koyacağını ya da ne söyleyeceğini bilemiyordu. Bocalamasına sebep olmuştum.

Ayağa kalkıp "Seni kalacağın yere bırakalım." dedi.

"Kalacak yerim yok."

"Nereden ve nasıl geldin Rizado?"

"İstanbul'dan, yürüyerek." dedim.

"Ta İstanbul'dan... Aylarca yürümüş olmalısın. Nedenini soracağım, yine susacaksın. O yüzden daha açık sözlü olacağım. Kuzum, sen kafanı mı üşüttün? Beş parasız, evsiz... Ne olur anlat şu meselenin aslını yoksa meraktan uyuyamayacağım. Ayrıca bizde kalabilirsin, yarın da kalıcı bir yer ayarlarız."

Sırlarım ihtiyarımın dışında açılan dudaklarımdan dökülüverdi. "Ali öyle yazmış. Meyra'ya git yazmış. Ali'nin borçları vardı. Arna Lesya'ya... Arna Lesya da Ali'ye el koydu. Kölesi olarak çalıştırıyor. O yaşlı, biliyor musun? Dayanamaz. Köleler ağır çalışır, belki bilirsin. Günde on sekiz, on dokuz saat... Çok para kazanmam lazım. Ali'yi kurtarmam lazım."

Yenilmişlerin RomansıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin