*1*

111K 3.4K 233

Yağmur tüm şiddetiyle bedenime vuruyordu. Uçuruma doğru attığım her adımı sanki acılara doğru atıyordum. İntihar etmek gibi bir amacım yoktu. Yaşamak benim en büyük intiharımdı. Saçlarımdan kollarıma akan su damlaları üşütüyordu. Annem bu halimi görse kahkaha atardı. Ona göre acizlikti ağlamak. Onun yüzünden üniversiteyi bırakmıştım. Onun yüzünden hayatımın aşkını kaybetmiştim. Ben bir kuklaydım. Tercihlerim, isteklerim veya hayallerim sorulmadı bana. Annemin kuklasıydım. O ne isterse, bana neyi uygun görürse o olmak zorundaydı. Yaşadığım hayatta emanetten farksızdım.
Kimdim ben? Adım Asya Toprak ama gerçekte kimdim?
Uçuruma doğru bir adım daha attım. Atlayacak kadar cesur değildim. Evet, ölümden korkuyorum. Beni neyin beklediğini bilmeden bunu yapacak cesaretim yoktu.
Bir adım daha...
Avuç içlerimi yukarı doğru tutup, su taneciklerini hissetmeye çalıştım.
"Ölmek için uygun bir gün."
Düşüncelerim uçurumdan tek tek düşerken sesin geldiği yöne baktım. Kimse yoktu. Korkmalı mıydım? Deliriyor olma ihtimalim de vardı. Yağmurun aksine enseme değen sıcak nefesle irkildim. Uçurumun kenarında olduğumu unutmayarak, büyük bir dikkatle arkamı döndüm. Kehribar saçlarından alnına dökülen damlalara aldırış etmeyen genç bir adam.
"Sen de kimsin?" gibisinden şeyler mırıldanırken onu baştan aşağı süzdüm. Simsiyah giyinen klasik erkeklerdendi. Yağmurdan dolayı tam seçemediğim açık kahve - ela gözleri, yağmur yüzünden koyulaşmış kehribar saçlarıyla magazin dergilerinden fırlamış gibiydi. Kaşlarını çattı.
"Hiç erkek görmedin mi?"
Gözlerimi devirerek soru görünümlü iğneleyici sözüne cevap verdim.
"Özür dilerim. İnsanları incelemeyi seviyorum."
Uçurumu işaret ederek "Atlayacak mısın?" diye sordu.
Ne sanıyordu? Dertler üst üste gelince ölüme sığınan kaçıklardan olduğumu mu?
"Ölüm acizlerin kaçış yoludur. Ben kursağımda kalan hevesleri öldürmeye geldim."
Sözlerimden etkilenmiş gibi kafasını salladı. Çok kitap okumanın yararları diye geçirdim içimden. Belki de annemin karışmadığı tek şey kitaplarımdı.
"Ya çok film izliyorsun, ya da kitaplarla yaşayan ahmaklardansın."
Kitap okumak ne zamandan beri ahmaklıktı? Bana hakaret etse bu kadar sinirleneceğimi sanmıyordum. Ona doğru bir adım attım.
"Kitap okumaman senin cahilliğin. Bir kızla nasıl konuşulacağını bile bilmiyorsun."
Sıkılgan sesiyle "Bir daha görmeyeceğim bir kıza neden kibar davranayım?" dedi.
Soru sormaktan çok kendini ikna etme çabasındaydı. Yağmur yerini sert rüzgarlara bırakırken soğuğu ciğerlerimde hissettim. Son yılların en şiddetli kışını yaşıyorduk.
Gözlerimi ayaklarıma diktim.
"Gitmeliyim." derken bacaklarımın yere mühürlenmişçe sabit durması ironikti. Soğuktan kaskatı kesilmiştim.
"Hala burada durman hata. Annen yabancılarla konuşmaman gerektiğini öğretmedi mi sana?"
Söz konusu anne olunca dünyadan soyutlanıyordum. Annem yabancılarla konuşmamamı öğütlemedi hiç; annem beni konuşturmadı ki kimseyle. Son defa arkamdaki uçuruma baktım. Sessiz iç çekişimle beraber şehir merkezine gitmek üzere yola koyuldum. Ardımda sadece uçurumu bırakmamıştım. O an bu gerçeği bilmiyordum. Kalbimi ve içimde her an kanat çırpmaya hazır kelebeğimi de kehribar saçların arasına bıraktığımı nasıl bilebilirdim?
Yol kenarına bıraktığım, annemin onsekizinci yaş günümde aldığı arabama binip gazı kökledim. Siyah bulutların verdiği rahatsızlığı aratmayacak kadar sinirlerimi bozan sessizliği dağıtmak için radyoyu açtım. Sezen Aksu'nun kadife sesiyle birlikte az önceki ruh halimden biraz olsun kurtuldum.
Sevgilim, yıllarımı uğrunda feda ettiğim adam; Selim. Annemin otoritesine daha fazla dayanamayıp ayrılmıştı benden. Terkedilmek umrumda değildi. Annemin özel hayatıma dahi katı kurallar serpiştirmesiydi canımı yakan. O bunları hiç bilmedi. Her daim dışarıya iyi bir anne gibi görünmeye çalışıyordu. Belki çok paramız vardı, ama bağlarımız zengin değildi. Babamdan bana kalan miras parası ve şirketi değildi. O bana çocukluğumu, insanlığı miras bırakmıştı. Zenginliğimden şikayetçi değildim, paranın şımarttığı kızlardan da olmadım. Toprak soyunun tek mirasçısıydım. Herkesin olmak istediği kişiydim. Acaba iç dünyamı bilseler yine isterler miydi?
Arabayı evin önüne park ettikten sonra bagajı açıp yeni aldığım kitapların bulunduğu çantayı aldım. Kapıdaki adını bilmediğim güvenliği gülümseyerek selamladım. Kurallar gereği tek yaptığı kafasıyla beni karşılamak oldu. Annem ve kuralları... Kıyafetlerimin ıslaklığını umursamayarak cebimden anahtarı çıkardım. Saçlarımın kokusu yağmurdan farksızdı. İstemsizce uçurum kenarındaki kehribar saçlıyı düşündüm. Tuhaf birine benziyordu. Dünya yansa gözlerini devirir dedirtecek bir izlenim bırakıyordu insanda. Selim'in yeşil gözlerinin aksine sıradan ela gözlere sahipti sanırım. Yağmurdan dolayı pek net değildi. Aklımda ona dair kalan tek şey yağmurun koyulaştırdığı kehribar saçlarıydı. 

Desteğinize ihtiyacım var. Görüşlerinizi bildirin.

SİYAHIM Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!