BÖLÜM 18-19

9 0 0
                                    

Düşünceler zihnimin derinlerinde bir yumak oluşturmuştu. Cebimde duran bir kulaklığın hiçbir şey yapmamama rağmen oluşturduğu o yumak gibiydi, yalnızca çözülmesi daha zor ve karmaşıktı. Ayrıca çözülmesi imkansıza yakın...

İnkar'ın ölümü hepimiz için büyük bir felaketti. Benim yüzümden olması ayrı bir olay olmasına rağmen asıl sorun bu değildi, iş büyümüştü ve intikamımız kişisel bir mesele olsa da İnkar'ın kardeşi ve kızı vardı, ve bu iş onlar için kişisel değildi. 

Arabaya bindiğim an gerçek yüzüme bir çarşaf gibi serilmiş ve doğrularım ortaya çıkmıştı. Bu arabanın koltukları kıçımın değdiği en pahalı şey olabilirdi. Bunu umursamamaya çalışsam da arabanın içine bakışlarımdan belli olduğunu biliyordum. Mezar arada bakışlarımı yakalıyor, sırıtıp siyah deri direksiyonu daha sıkı kavrayıp arabasıyla övünmeye devam ediyordu.

"Beğendin herhalde?" diye mırıldandığında ben deri koltukların kaplamasını incelemekle meşguldüm. Gözlerimi devirerek krem rengi deri koltuklarda arkama yaslanıp kollarımı göğsümün altında birleştirdim. Camdan dışarı baktığımda yolda duran evler bulanıklaşıp birleşiyormuş gibi görünüyordu. Yollar giderek darlaşıyor, tek arabanın geçeceği kadar ince hale geliyordu, delikli koyun kenarından geçiyorduk ve inip bir sigara içmek istediğimi söylememek için dilimi ısırıyordum. 

"Bu kadar parayı nereden bulduğunu sormayacağım, belli ki baba parası yiyen zengin piçlerindensin."

"Çok ayıp." dedi kaşlarını kaldırıp dilini damağına birkaç kez vurup beni ayıpladı. Elimde olmadan yine gözlerimi devirerek sırtımı krem rengi deri koltuğa biraz daha gömdüm. 

"Asıl ayıp, gömlek düğmelerine yetecek kadar paramın..." devam etmeme izin vermeden güldüğünde olduğum yerde donakaldım. Sırıttığını görmüştüm, gülümsediğini görmüştüm ama duyamadığım tek şey kahkahasıydı. Şimdi onu da duyabilmiştim, ve bu zamana kadar çok kahkaha duyamamış olsam da bunun gerçekten farklı olduğuna yemin edebilirdim. Kafeslenmiş kalbimin şişip demirlerinin arasına sıkıştığını hissettim. 

"Gömlek düğmelerimi söküp atacağım artık." dedi gülerken ve başını usul usul iki yana salladı. "Başıma bu kadar dert açacağını bilseydim normal düğmelerle değiştirmelerini isterdim." cevap vermedim. Ben hala zihnimde yankılanan o kahkahaya tutulmuştum. Yalnızca nakarat kısmının aklıma hapsolduğu bir müzik gibiydi, ve ben bu müziğin tamamına sahip olmak için her şeyi feda edebilirdim. 

Başımı ön cama çevirip silecekleri çalışan arabanın küçük tanelerle sert atışlarını izlemeye koyuldum. Dışarı çıksam, şüphesiz yağmur damlaları tenime birer iğne gibi saplanıp canımı yakardı. Gece karanlığında bulutlar pek gözükmese de yağmurun fazlasıyla küçük ve sık tanelerle yer yüzüne düştüğünü görüyordum. Arabanın silecekleri durmadan çalışıyor ve küçük yağmur damlalarını cama düştükleri gibi yok ediyorlardı. Arabanın farları girintili çıkıntılı olan tuhaf yolları aydınlatıyor ve karanlığın içinde bize bir yol açıyordu.

"Sence benim yüzümden mi oldu?" diye mırıldandım kendimden beklemediğim bir şekilde ve gözleri yoldan ayrılıp birkaç saniyeliğine üzerime çevrildi. "Yani İnkar'ın ölümü..." ve sadece birkaç saniyeliğine direksiyonu tutan elinin eklem yerlerinin beyazlaştığını fark ettim. Dişlerini sıktığında belirgin elmacık kemiklerinin altında bir göçük oluştu. Bir şeye sinirlenmişti ama bu şeyin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Gözlerini üzerimden çekip ön cama odaklandığında mavilerinin içinde buzlu cam gibi çatlaklar olduğunu düşündüm. Bakışları dondurucuydu, karşısındaki kişiye baktığında buz kesmesine neden olabilecek kadar katıydı. Buna inanabilirdim bile. Yine de bu gözlerine odaklanmamı engellemedi. donacaksam, o beni dondurabilirdi. buna vardım.

Geceye HapsoldukHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin