BÖLÜM 17

7 0 0
                                    

Dediğini yapmıştı. Kor'u kolundan tutup sürükleyerek odama getirmiş ve kapıyı kilitleyip bizi içeri hapsettikten sonra ortadan kaybolmuştu. Nerede olduğunu bilmiyordum ama patlayan silahlar bizim odamızın yakınına isabet etmeyi kesmiş, çocukların olduğu katları es geçmiş ve üst katlara yönelmişti. Amaçları can almak değildi, bu bir tehditti. nerede olduklarını göremesek de beynime bir dövme makinasıyla kazınan o üç nokta aklımdaydı ve uzun süre silinecek gibi değildi. 

Silah sesleri dakikalar sonunda sustuğunda Kor boş boş durmaya dayanamayıp bir tekme atarak defalarca kilitlenmiş olan kapıyı zar zor kırmıştı. Bir zarar olup olmadığını öğrenmek için etrafa bakınmam gerekiyordu. Bunun için Kor'un bağırmasına aldırmadan merdivenlere koşmuş ve ikişer ikişer atlayarak yemekhane katına inmiştim. Etraf durulduğu için herkes bahçeye koşmuştu. Atılan her adımda cam kırıklarının sesleri kulağımı dolduruyor, insanların uğultusundan çok daha belli oluyordu. Her şeye rağmen etraf hala çürük et kokuyordu, ve bu koku, kabul etmek istemesem de ceset kokusuydu. 

Dışarıya ilk çıktığım an gözüm Mezar'ı aramıştı, etrafa bakınmıştım, cam kırıklarını umursamadan gezinmiş, onu bulmaya çalışmıştım ama bulabildiğim tek şey insanların korku dolu uğultularıydı. Şimdiye kadar...

Şimdi ise Zincir'in etrafını saran duvarların üzerinden yüzlerce zarf, uğuldayan rüzgarla beraber savrularak bahçeye iniyordu. Ve biz ağızımız açık, tefeden süzülen yüzlerce, belki de binlerce krem rengi zarfı izliyorduk. Üzerlerinde üç nokta olan zarfların üzerinde aynı şey yazıyordu. 'Donne, libri, cavalli non possono essere presi in prestito.' onlarla karşılaştığımda bana söyledikleri cümle... 

İstedikleri bendim. Belki ölüm, belki dirim ama bunun için çocuklara zarar vermelerine gerek yoktu. Beni istediklerini söyleseler yanlarına giderdim. Esrar engel olurdu, Kor izin vermezdi ama beni öldürmek için istiyor olsalar da umurumda değildi. Bir günahkarın ölmesi binlerce masumun ölmesinden çok daha karlıydı. Hem böylelikle Zincir'de kurtulmuş olurdu. Belki çocukları Zincir'e bağlamamaya karar verirlerdi?

Kendimi kutbun ortasında iki çırayı birbirine sürterek ateş yakmaya çalışıyormuş gibi hissediyordum. Öylesine imkansız düşünceler zihnimdeydi ki onlardan kurtulmayı da başaramıyordum çünkü tutunacağım gerçekler korkunçtu. 

"Sorun buydu demek!" dedi bir adam, hatırladığım kadarıyla tefecilerin yanında çalışıyordu, benden olsa olsa birkaç yaş büyüktü. Eline geçen zarfı alaycı bir sırıtışla yere fırlatırken gözleri üzerime çevrildi, korkutucu sırıtması başladığı gibi bir anda yok olurken kahverengi gözleri öfkeyle genişledi. "Bir sürtük için bunca çocuğu tehlikeye attılar."

"Düzgün konuş!" dedi öfkeyle Esrar, "Kardeşlerin birbirine sürtük dediği nerede görülmüş?"

"Hiçbir kardeş mafya piçleriyle uğraşıp ailesini tehlikeye atmaz, abi." dedi bu kez başka bir adam. Esrar'ın dehşet saçan gözleri bu kez onun üzerine çevrildi. Bunca olayın üzerine beni suçlamalarına sinirlenmişti. Haksızdı, onların yerinde olsam beni suçlardım. 

Ben üzerime yürüyüp Zicir'den dışarı atmalarını sağlayacaklarını düşünürken olaya nereden çıktığını bilemediğim, dakikalardır ortada gözükmeyen Vincenzo dahil oldu. Önce sesini duydum, daha sonra gördüğümde kafesini kırak kalbimin atmasını sağlayan yüzünü, daha sonra yüzümü gömdüğüm, aile sıcaklığının içine işlediği boynunu ve en son tamamen ortaya çıktı.

"Olaya çok kişisel bakıyorsunuz." dedi soğukkanlılıkla ve kollarını göğsünde birleştirip gömleğini zorlayan kasların daha da ortaya çıkmasını sağladı. Safir mavisi gözleri yan yana duran adamların üzerinde geziniyordu. "Kurşun'la kişisel sorunlarınız var, değil mi?" 

Geceye HapsoldukHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin