BÖLÜM 15-BÖLÜM 16

13 0 0
                                    

O geceyi huzursuz da olsa kısa uykular ve aklıma mektubu tamamlamak için gelecek cümleleri bekleyerek geçirmiştim ve işin tuhaf yanı Mezar'da benim yanımda oturup konuşmaya devam etmişti. Konuştuğumuz çoğu konu boş ve vakit öldürmek için de olsa ben halimden memnundum. O da öyle göründüğünden benim açımdan hiç bir sorun yoktu. 

Sabah olduğunda her zamanki gibi bir kahve içmiş, eğitime inmiştim. Üç saat süren uygulamalı eğitimin ardından hepimiz yorgunlukla odamıza dağılmıştık. Yağmur hala sürdüğünden ve gece boyu devam edeceğinden Mezar'la aynı yerde kalıyordum. Yine de o öğlenleri kesinlikle yanıma gelmiyor, 'eğitmen odası' diye tabir edilen yerde vakit geçiriyordu. Bu hoşuma gitmişti, özel hayata ve alana saygısı olduğu belliydi.

"Yemekte ne var, Kor?" dedim merdivenlerden inerken, yanımda yürüyordu, yüzündeki morluklar moralimi yerine getiriyordu. Bu gün Mezar'a kafa tutarak pek iyi yapmamıştı anlaşılan...

"Zihin'imin her zamanki spesiyali..." dedikten sonra ellerini iki yana açıp tavana bakarak, "...Makarna..." diye ekledi coşkuyla ve bu istemsizce sırıtmamı sağladı. Hapsolduğum karanlığa ışık tutmaya çalışan tek kişi Kor'du ama onun yöntemi de bir işe yaramıyordu çünkü karanlık, tutmaya çalıştığı ışıkla bütünleşip aydınlığı yutuyordu, ama aydınlık, kendine karanlığı bile sığdırabilecek kadar çelişkili ve düzenbazdı. Karanlık olmasa aydınlığın ne anlamı vardı?

Dün Mezar'la konuştuğum konu durmadan aklıma geliyordu. Ben neye aittim? Dünyada yaşanacak kadar uzun zamanı kendine harcayamayan şafağa mı? Yoksa netlikler içerisinde, kendinden biraz olsun uzaklaştığında seni dışlayıp olduğun yere ayak uydurmanı sağlayan gece ve gündüze mi? İnsan ait olmadığı yerde huzurlu bir yaşam sürdüremezdi fakat benim ait olduğum yer şafaksa, huzuru tamamen tadabilecek kadar uzun bir yaşamımın olmayacağı da bariz belliydi. Şafak, Zincir'den çıkıp edinebileceğim huzurken gece Zincir'e  hapsolmak, gündüz ise kaçıp izimi kaybettirmekti ve bana göre kaçmak çözüm değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. Kaçarken arkamda bıraktığım kişilere ne olurdu? 

"Ama bir fark var, yavrum; bu gün bahçede yiyeceğiz. Bu gün içimden geçen çok değerli eğitmenimiz Kırık Eklem'i beni dövdüğü için temiz havaya ihtiyacım olduğunu, bahçede yemezsek tüm Zincir'e onu yediğimi söyleyeceğimi ifade ettiğimde bu riski alamayıp kendi grubunu yağmurun altında bahçede yememize izin verdi. Yanında duran seksi varlıklar buna kahkaha atıyordu," dediğinde istemsizce sırıttım ama o halinden memnun olmadığını, buruşturduğu yüzüyle belli ediyordu. "O seksi varlıklara rezil olmak biraz canımı yaksa da Kırık Eklem'in izin vermesine sevindim doğrusu."

"Seni dizlerinin üzerine çökmüş Mezar'a bahçede yemek yemeğe ikna etmeye çalışırken bir hayal ettim de..." dedim gözümün önüne gelen görüntüyü yok etmek için başımı iki yana sallarken ve sırıtışım içten bir gülümsemeye dönüşmesin diye dudağımı ısırdım. "...Kim bilir o seksi varlıklara ne biçim rezil olmuşsundur."

"Deme ya," yüzünü buruşturarak iç çekti. "Korumaları mıdır nedir? Bizim Kırık Eklem'in parası çok herhalde." 

"Gömleğinin kol düğmelerinden bile belli." dedim ondan çok kendi kendime konuşarak ve bu Kor'un gözlerini devirmesini sağladı.

"Ne gömlek düğmesiymiş be, ayrıca sana ne adamın düğmelerinden? Kıçını dolarla silecek, dolar kaynatıp onu çorba diye içecek, çerezlik birikim diye külçe altın alacak, ayakkabılarına bir servet ödeyecek, kıçını bizim hayal bile edemeyeceğimiz çok para harcadığı pantolonlara sokacak, altınlardan bir havuz oluşturup içine atlayacak kadar çok parası olmasından bize ne?" maddeleri sayarken birkaç kez nefesi kesilmişti ve bunların gerçek olması ayrı bir ironiydi. Eh, hayat herkese adil davranmıyordu değil mi?

Geceye HapsoldukHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin