BÖLÜM 14

9 0 0
                                    

Vincenzo;
Bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak için bu mektubu yazıyorum, senden de aynı düşünceyle bana bir iki cümle de olsa cevap vermeni istiyorum. Öfken bana mı? Bana sinirli olduğun için mi Zincir'e o insanları gönderdin? Bana sinirli olduğun için mi buraya gelip bana bir yabancı gibi davranmaya başladın? Ben sana ne yaptım ki? Yaptığım tek şey sana mektup göndermekti, onu da istemeseydin yalnızca bunu söylemek için beni arayabilirdin. 

Sana kızmayacağım çünkü biliyorum ki bazen çok sinir bozucu oluyorum. Üstelik on senedir saplantılıymışım gibi sana mektup göndermek sinir bozuculuk kapasitemin çok üzerine çıktı. Bu yüzden özür dilemeyeceğim, benimki kuru bir umuttu ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, senin yerinde olsam ben de benimle uğraşamazdım. Bu duygu sömürüsü değil, cidden. Sadece...  ciddiyim, nasıl yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok ama sana bir daha yazmayacağım. Pes ettiğimi düşün, ya da hayatıma başka birinin girdiğini. Bu mektup eline ulaşır mı onu bile bilmiyorum çünkü senin şu an Zincir sınırları içinde olduğuna yemin edebilirim.

Neyse. Cümlelerim birbiriyle çelişiyor, düşüncelerim onların peşinden koşarken mantıklı şeyler düşünemiyorum ya da yazamıyorum. Gözümü kapattığım an dünyadan kopmuş gibi hissediyorum. Gözümü kapattığım an senden ve kendimden uzaklaşıyormuş gibi hissediyorum. 

Kafam çok karışık. Mafyaların bize dadandığı şu dönemde senin Zincir'e sızman çok mu imkansız? Hepsi hayal gücümün bir ürünü olabilir mi? Belki de deliriyorumdur?

Tamamlayamadığım mektubun üzerindeki mürekkepli kalemi uzun uzun tutup mürekkebin kalemin ucundan bir nokta şeklinde çıkarak kağıtta dağılmasını izledim. Kalbime de keder ve kin bu şekilde dağılmıştı, ruhumu kirleten pasların nedeni o keder ve kindi. Peki zihnimle oynayan neydi? Bıkmıştım. On senedir onun yakıcı ruhuna tutunmaktan yorulmuştum. 

Geçen bir hafta boyunca Mezar'ın açıklarını yakalamaya çalışmış, o İtalyan atasözünün derinine inip tuhaf bir aksan bulmak için çabalamıştım ama esmer teni, yapılı gövdesine rağmen ince olan beli, uzun boyu ve o atasözü dışında Sicilya'lı olduğuna dair bir kanıt bulamamıştım. Bu canımı yakıyordu. Onun Vincenzo olmasını umuyordum ama değildi. Bunu anlamıştım.

Bir haftada öğrettiği şeyler oldukça yararlıydı, kolay ve hızlı öldürmenin yolları, kan kaybının az olacağı ölüm şekilleri, aşırı dozdan ölüm, silahla öldüreceğimizde hedefi nasıl ıskalamayacağımız. Üstelik dersi eğlenceli kılan Kor'un dışında herkesin yüzünde morluk olmasıydı. Benim Zihin'den yediğim dayak yüzünden morluklarım vardı ama şu bir haftada onlar da toparlanmaya başlamış, yeşile dönüşmüşlerdi. Alnımdaki ve kolumdaki kesik yerli yerinde duruyordu ve başımdaki şişlik yüzünden dikkatli olmaya çalışıyordum. 

Ağır basan uykuma aldanmadan elimdeki kahve bardağından bir yudum daha içip odamdaki küçük pencereye vuran yağmurun şiddetle cama çarpan tıkırtılarını dinledim. Bir kurşun, durduğu silahtan çıktıktan sonra nasıl hiddetle hedefini vurmak için çabalıyorsa yağmur da pencerenin kalın camını kırıp içeri doluşmak için çabalıyordu. Birkaç dakika sonra odamın kapısının çalacağını ve içeri birinin gireceğini biliyordum. Zincir'in yatakhanesinin olduğu bir bölüm yağan yağmurlara dayanıksız olduğundan tavandan aşağı damlayan sular odaları mahvederdi. Dolayısıyla o bölümde kalanları odalara paylaştırmak zorunda kalırlardı. 

Mumun titrek ışığı altında dağılan mürekkebi bir müddet daha izlerken solgun ışık altında kalan tenim, odadaki sıcağı iyi tutamayan pencereye gözlerimi diktim, bahçedeki çocukların son oyunlarında attıkları toplardan biri pencereye gelmiş ve çatlamasına neden olmuştu. İçerisi sıcak değildi çünkü ısıtıcıları açılmasına izin veren tek kişi Zihin'di. O da bir haftadır ortalarda yoktu. 

Geceye HapsoldukHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin