BÖLÜM 2

28 1 0
                                    

BİR AY ÖNCE...

Göreceli merhamet kavramımın sınandığı günlerden birindeydim. Zincir'in kabul töreninin yapıldığı gün. Yedi yaşındaki çocukların artık çocuk olmayacağı, tek işlerinin büyüyünce satacakları uyuşturucuları öğrenmek olduğu, güçlü görünenlerin ise kiralık katil olarak yetiştirileceği, tek suçlarının zincirde doğmak olduğu on çocuğun kabul töreni. 

Zincir böyleydi, yararlarını kullanmak istiyorsan ona bir faydanın dokunması gerekiyordu. Seni yetiştirecek ve eğitecek, yeri geldiğinde canını herkesten çok yakacak birine karşılık getireceğin para... Çoğu kişi için uygun bir anlaşmayken benim için değildi çünkü Zincir'den olan birinin çocuğu olduğunda ona şans tanınmazdı. Zincir'e yardım etmek zorundaydı. 

Bulunduğumuz yer siyah duvarları ve ortamda korku yayması için ışık yerine kullanılan meşalelerin olduğu kocaman bir depoydu. Daha doğrusu Zincir'in zemin katı ve işkence odası. Odanın duvarının tam ortasında kocaman bir şömine duruyordu, şöminenin bir kenarında ahşap bir sehpanın üzerine konmuş hasır bir sepet ve içinde duran on çakı, diğer yanında ise ellerinde en sevdiği oyuncakları tutan on çocuk vardı. Biz, yani Zincir'in bağları da yüzden fazla kişi olarak dip dibe sıralanmış bir şekilde bodrumun bir kenarını kaplıyorduk, ön sıramızda beni eğiten, bu zamana kadar sorumluluğu altında olduğum Esrar ve Zincir'in eğitmenlerinden oluşan on kişilik bir sıra vardı. onların önünde ise bir kişi duruyordu, Zincir'in sahibi olduğuna inanmamızı istedikleri Zihin. 

Zihin'in bulunduğu yerin kenarındaki duvara yirmi kişi sıralanmıştı. Şöminenin başında duran çocukların aileleri, daha doğrusu onları buraya kendi istekleriyle getirip vahşete bulaşmaya sağlayan elçileri. Kendilerine koydukları isim bunlardı. Zincir'de duranlar, yine Zincir'le bağlı biriyle evlenirse en büyük iyiliği onlar yapmış olurdu. Yeni bir üye, yeni bir satıcı ya da kiralık katil. Onlar dokunulmazlığı kazanırdı. 

Rutubet kokusu isle karışıp burnumun yanmasına neden olurken yüzümü buruşturarak elimi istemsizce havada salladım. Öksürme isteğimi bastırarak yanımda dikilen Kor'a baktığımda onun da benden farkı olmadığını gördüm. Yüzünü buruşturduğu için ela gözleri kısılmıştı, açık kumral saçları dalgalarla alnına dökülürken dudaklarını birbirine bastırmıştı.

"Şu kabul törenlerini neden daha normal yerlerde yapmıyorlar ki?" diye homurdandığını duydum sessizce ve gözlerimi devirmeden edemedim.

"Nerede yapsalar bu kadar korkutucu olur? Nemli, iğrenç yapış yapış bir yer başka var mı?"

"Hamam." dedi beklemeden ve sesini kıstığı için daha da kalınlaşan ses tonu istemsizce sırıtmamı sağladı. Gözlerimi yavaşça üzerine çevirdiğimde elaları kocaman oldu. "Ah, Kurşun. Düşünsene! Her yerden sıcak su akıyor, ortada bir tane hamam taşı var, keseleniyoruz, belimizde havlular-"

"Seni bilmem ama ben havluyu sadece belime sararsam fazla havadar bir görüntü olur." Dedim istemsizce sırıtarak. Gözlerini beni kızdırmak için uzun uzun üzerimde tutup beni süzdüğünde dirseğimle koluna yavaşça vurdum. Eğer yedi yaşından beri onu tanıyor olmasaydım yüzünün ortasına yumruğumu geçirmiştim. 

Kor'la ikimizi aynı anda eğiten Esrar sayesinde tanışmıştık. Bir ara Kor'u da uyuşturucu satışı yapanlar gibi az bir dövüş bilgisiyle sınırlayıp göndermek istiyordu, ama Kor daha sonra kendini kanıtladığından bizim yanımızdan ayrılmış, daha yüksek bir dövüş becerisiyle, gerektiği zaman insanların hayatına sön vermek için eğitim almaya başlamıştı. Biz yalnızca aracıydık, asıl amaç ölümdü ve bunda payımız olmadığından daha az toleransımız olurdu. 

Geceye HapsoldukHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin