six

91 30 133
                                              

Merhaba!

Oy verip yorum yapan herkese çok teşekkür ediyorum.

Bölüm kendi içinde ikiye ayrılıyor, ikinci partta çalan şarkı bölüme eklediğim şarkı.

İyi okumalar.

Fermina.

Jungkook, sanki ışıklar son bulmuş da kulakları hala orada tutsak kalmış gibi bir çınlama duyuyor. Aman tanrım diye geçiriyor içinden. Bu nasıl süregelen bir çınlama. Kulaklarını hissetmek istemiyor. Ne keskin, ne acımasız. Evvelinde duyumsadığı hiçbir şeye benzemiyor. Yo. Yo, hayır. Hatta bu bir çınlama dahi değil, hayır bu bir çınlama değil. Hızla ardına dönüyor. Bu bir çığlık. Bu bir feveran. Bu bir yakarış. Bu ruhu çalınan bir insanın duyulmaz isyanı.

İncecik, tül gibi bir kadın. Yatmakta yatağında. Boylu boyunca. Bilekleri cılız. Koptu kopacak. Boyu epey uzun. Yatağını aştı aşacak. Teni bembeyaz. Transparan. Damarları cılız. Çaresiz kadının kanını ha döktü ha dökecek. Taşıyamayacak daha fazla. Yüklenemeyecek.
Saçları sersefil. Bir tutam. Boynunun yanından usul usul akıyor. Kadının boynuna ha dolandı ha dolanacak. Bir urgan misali. Onu tam da şimdi ha öldürdü ha öldürecek.

Lakin bu takatsiz saçlardan evvel öyle biri var ki kadının tepesinde. Göğsü üzerine hunharca oturmuş. Bütün o dayanılmaz ve sarsıcı kudretiyle. Kadının zaten pek tutmayan etlerini iyice ezip yok etmiş. Hiddetten ise gözü dönmüş. Ruh açlığı ile delirmekte.

Yaratık neredeyse çıplak. Mahrem yerleri yalnızca birkaç parça kağıt gibi tutarsız ve savunmasız kumaşlar ile örtülü. Göğsünü kaplayan parçalara bakılacak olursa o da ruhuna göz koyduğu zavallı gibi bir kadın olmalı. Tırnakları uzun. Upuzun. Ayak tırnakları neredeyse patiska çarşafları delip geçecek. Saçları da öyle. Gür. Öylesi gür ki. Belinden aşağıya hiç eksilmeden akacak. Akacak da bütün bir odaya dolanacak.

Bedeni üzerinde lekeler var. Yer yer. Tuhaf lekeler. Siyah, küllü; yıllanmış lekeler. Eli ise bileğe kadar, masumca yatan kadının ağzının içerisinde. Kadının ağzı yırtılacak kadar açılmış. Yaratık bir şeyler arar gibi elini kah ileriye kadının gırtlağından beri sokuyor kah geriye çekiyor. Sabırsız. Öyle sabırsız ki hareketleri mutlak bir tutarsızlık içinde seyrediyor.

Kadın. İnleyen. Ağlayan. Duyulmayan. Biçare. Zavallı kadın.

Kadın. İnleten. Ağlatan. Haykıran. Kudretli. Hükümran kadın.

Maruz kaldığı işkenceden ötürü incecik kadının gözleri dönmüş. Akı gözüküyor. Ağzı; yaratığın kolu ile kapalı. Fakat yine de öyle sonsuz bir çığlık duyuluyor ki, Jungkook bir adım atıp yardım etmek; şu ne idüğü belirsiz ifrit kılıklı hayvanı kadının üzerinden atmak, devirmek hissiyle dolup taşıyor. Çığlık, çığlık üstüne. Sanki ev susacak da yerin dibine batacak gibi bir sarsıntı ayaklarının altında geziniyor genç adamın. Dayanamıyor. Ahşaplar onu sürüklüyor.

Anlık bir gaflet ile.

Jungkook, yatağa doğru bir adım atıyor. Zemin alay eder gibi gıcırdamaya vardı. Fakat o adımını yine de attı. Attı zira dayanamayacak. Şu sahipsiz kadının gözleri önünde böylesi bir acıyla kıvranmasını sade seyretmeye katiyen dayanamayacak. Bir şey yapmalı. Bir şey demeli. Bir ses çıkarmalı. Bir söz etmeli. Bir adım atmalı. Fakat asla sessiz kalmamalı. Sessiz kalınmamalı. Susup oturtulmamalı. Bunu sade seyre gelmek ne acımasızlık! Ne acımasızlık!

the magician | taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin