1. KAYIP

8.1K 1K 2.1K
                                    


Fleurie - Soldier

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.




Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.


1. KAYIP


Bir süredir tüm dünyanın susmasını, duraksamasını ve herkesin aynada kendilerine bakıp işledikleri tüm günahları görmelerini diliyordum.

Zaman neden hiç durmaya tenezzül etmemişti? İhtiyaç hâlinde birkaç saniyeliğine durabilir, insanlara yardımcı olabilirdi.

Ama zaman; acımasızlıktan yaranan, vicdansızlıkla harmanlanan ve herkese adil davranan bir kavramdı.

Herkesin hayatının bir dönüm noktası olurdu. Kimisi herhangi bir başarıya imza attığı tarihi dönümü adlandırırdı. Kimisi iyi bir koleji ya da üniversiteyi kazanmıştır. Kimisi anne ve babasını kaybetmiştir. Herkesin bir dönüm noktası illaki vardır ya da olacaktır.

Benim dönüm noktam hiç şüphesiz bu savaştı.

"Yemeğini neden yemiyorsun?" Başımı sağ tarafa çevirerek karşı karşıya oturan iki askerin konuşmasına dikkat kesildim. İkisi de çok gençti. Biri yemeğini yerken diğeri karşısındaki çorbaya boş gözlerle bakıyor, tepkisizliğini sürdürüyordu.

"Döndüğümüzde yerim."

"Ya dönemezsek?"

Boğazım düğümlenirken, "Asker," dedim. Her ikisi bana baktığında gözlerim yemeğini yemeyi reddeden askerin üzerindeydi. "Bu çorbayı kaç yaşında kadın getirdi sizlere. Bu saygısızlığı duyarsa üzülür." Civardaki köylerden her gün kocaman tencerelerde yemekler geliyordu buraya. Sandviçler, ekmeğin arasında köfteler, sucuklar ve daha nicesi. Tüm ülkenin kalbi cephede atıyordu ve herkes faydalı olabilecek her şeyi buraya yolluyordu.

"Emredersiniz, Hilal Hanım."

Cevabı yüzümde belli belirsiz bir tebessüm doğurduğunda başımı sallayarak karşımdaki mercimek çorbasından birkaç yudum daha aldım ve geriye yaslandım. Alp, "Tadı çok güzel," diyerek bitiremediğim çorbama baktı. "Yemeyeceksen bana verebilirsin."

"İştahım yok," dedim kısık sesle. "Sen al."

Alp önümdeki kâseye uzandığında, "Hilal Hanım," dedi demin uyardığım asker. "Siz neden yemiyorsunuz?"

"Adın ne senin?"

"İbrahim."

"İbrahim, savaşan ben değilim. Sizin kuvvete ihtiyacınız var."

FELAHHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin