Çiçekli Pencere
5. Bölüm
"Merhaba, rahatsız ettiğim için özür dilerim. Çünkü ben hayatına girdiğim, girer gibi olduğum veya kıyısından kafamı uzattığım kim varsa özür dilemek isterim."
Hayır, hayır. Bunu diyemezdim. İlk cümle için fazla dramatik olurdu.
"Merhaba, nasılsınız? Ben tekerleğin icadından beri yuvarlanıp gidiyorum."
Bu nasıldı? Anlamayabilirdi gerçi. Kelime oyunlarım biraz farklıdır. Kelimelerim ve oyunlarım.
"Merhaba, nasıl gidiyor? Bugün bulutlara baktınız mı?"
Evet, bu güzeldi. Gökyüzünü, bulutları fark etmeyen, güzelliklerine şükretmeyen biriyle ne konuşabilirdim ki zaten?
Ama nasıl konuşacaktım, bir türlü bilmiyordum. Sokakta aniden karşısına çıkamazdım, onu bile ayarlayamazdım çünkü binalarının sadece arka kısmını görebiliyordum. Şimdilik yapacak pek bir şey yoktu.
"Çiçek, hazır mısın?"
Odamın dışından gelen bu soruya verilecek tek bir cevabım vardı: "Anne ben gelmesem?"
"Olmaz. Herkes kızıyla geliyor."
O zaman mecburduk tabii...
Bir taziye evine gitmek istememekten daha doğal ne olabilir? Kim o kadar mutsuz hisleri yüklenmeyi kendiliğinden ister? Tamam Çiçek, mutluluğu en iyi bilen sensin. Ne kızıyorsun şimdi, savaşma benimle.
Gittik. İnsanlar ağladı. Sonra gülecek şeyler bulundu, eski anılar filan.
Ölüm üzerine düşündüm ben de ortamdaki herkes gibi. Tam şimdi ölmeyeceğimin bir garantisi yok. O zaman neden buna uygun davranmıyoruz? Neden hep, yarınımız kesinmiş gibi uğraşıyoruz? İnsanlara rezil olmama çabamız bile bundan ötürü... Bu akşam ne çizsem?
Çok güzel hazırlıklar yapılmıştı ve ben biraz acıkmıştım. Cenazeye saygımdan uzanmak istememiştim ama her şey nefis görünüyordu. Baktım annem, teyzem, herkes rahatça alıyor. Ben de yiyeyim dedim. Tamam, şimdi çatalını sakince böreğe uzat, çıtır çıtır şuna bak. Bir şey olmayacak, yemek yemek ayıp değil. Kimse sana kızamaz.
Binbir gayretle uzandım, tam böreğe ulaşıyordum ki bir ses: "Rahmetli çok severdi bu böreği..." Elimi geri çektim tabii.
Eve gelince akşam olmak üzereydi, yaz günleri geldiğinden hemen batmıyordu güneş. Bu yüzden yazı daha çok seviyordum, güneşin batışı sanki saatler sürüyordu. Dünya güneş gelirken ve giderken daha güzel görünüyordu. İkisini de hiç kaçırmazdım.
Manzaramı izlerken gözlerim yine kendi odaklarını buldular. Güldüm kendime, aslında o çıkıp da beni görse koşarak kaçardım belki. Neden ısrarla oraya bakıyorum? Ya da arkadaş edinmeyi bile çok sevmeyen ben, tanımadığım birini gözlerimle taciz etmekten ne anlıyorum?
Güneş battı batacaktı, odam loş ışığa bürünmüştü lambayı açmadığım için. Birden onun camı aydınlandı, ışıkları açılmıştı. Cam zaten açıktı. Birkaç saniye sonra sesler duyuldu: alkış ve iyi ki doğdun sesleri.
Doğum günü müydü?
Apar topar ayaklandım.
"Anne, dün gece yaptığımız çörekten hala duruyor mu?"
Annem içeride bir şeyler yapıyordu, "Duruyor, ne oldu?"
"Komşularımıza götüreceğim! Geliyorum birazdan."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Çiçekli Pencere
RomanceBu hayatta herkesin bir çiçekli penceresi vardır, demişti biri. Siz de birinin çiçekli penceresisinizdir, eğer değilseniz de olacaksınızdır bir gün. Ben çiçekli penceremi bulmuştum.
