bölüm -2-

454 35 33
                                    

Hepinize selam! Esther Lord benim için çok özel bir kurgu, umarım sizler de bu yolculukta bana eşlik edersiniz! Hepinizi seviyorum, sevgilerimle! Bana instagramdan da ulaşabilirsiniz instagram: iamahinev

Hava soğuktu. Ruhumun kırıntıları sancılı bir keskinlikle belirginleşirken kesikler kabarıyordu. Kanıyordum. Kucağımda bir bebekle, onu bir daha göremeyeceğimi bildiğim ikizimin ölüsüne bakıyordum. Onu gördüğüm günleri sayılı hale getirdikleri için anne ve babama kızıyordum.

Hamile olduğunu benden sakladığı için Eva'ya kızıyordum.

Onu uçurumdan aşağı kayalıklara iten şey her neyse onu durduramadığım için kendime kızıyordum.

Ve kucağımda ki ufaklık... Doğum bileti annesinin ölümü olan bu bebeğe de kızıyordum. Dünyaya gelmek için savaş veren insanlığın, dünyaya geldikten sonra bile damarda durdurmadıkları kan için kızıyordum.

İnsanlık yaşamaktan bile yoruluyordu ama savaşmaktan asla.

Kucağımda ki kız çocuğu da bunun bir göstergesiydi.

Sanki bunu her zaman yapıyormuşum gibi tuhaf bir sakinlikle yanımdan ayırmadığım çakımı çıkartıp göbek bağını kestim ve ucuna bastırdım. İşte bu kadardı.

Anne ve bebek arasında ki bağ artık yoktu.

Ceketimi çıkartıp Eva'nın ağlamaktan vazgeçmeyen kızını sararken bir elimle çantamı Eva'nın ölü bedeninin yanına koydum. Eva'nın çantasını ise yanıma aldım. Telefonumun hattını çıkarıp sanki öfkem Eva'yı geri getirebilecekmiş gibi parçalara ayırdım. Hıçkırıklarım haykırışlara döndüğündeyse hırsımı alamayarak hem telefonumu hem de parçalara ayırdığım hattımı denize attım.

Birkaç saniye sonra kendimi Eva'nın ölüsüne sarılırken buldum.

"Gözün arkada kalması Eva," diye fısıldadım. "Seni hep sevdim. Varlığını öğrendiğim günden beri, hep sevdim."

Ölüsüne sırtımı dönüp kayalıkları tırmanmaya koyulurken arkamı dönüp ona bakamadım. Geride bıraktıklarıma dönük bakmak huyum değildi, özellikle de yerde o kişi ikizimse. Artık önüme bakmam gerektiğini öğrenmeliydim, kucağımda ağlayan bebek bunu bana hiç durmadan hatırlatıyordu. Göz çukurlarımda biriken damlaların her biri yerini bir başkasına bırakırken onu bulma umuduyla bebeğine sarılıyordum.

Arabama geldiğimde uyuşmuş bir vaziyette birkaç dakika bekledim. Ne yapmam gerektiğini, nereden başlamam gerektiğini anlamlandırmaya çalışıyordum fakat hiçbir işe yaramıyordu. Babamın yanına gidemezdim, Eva'nın yanına gidemezdim.

Artık gerçekten kimsesizsin Esther, hep hissettiğin gibi...

Ne geçmişe ne de geleceğe güven yoktu. Ne aldığım nefes ne de verdiğim, hiçbir şeye değmiyordu. Ne yapacaktım bilmiyordum. Bedenim bir arabanın içine sıkışmış bile olsa kalbimde ki yaşayan parça hala oradaydı. Kayalıklarda... Kız kardeşimin yanında, ölüsünü seven ve ağıtlar yakan hiçliğin korkunç yansıması olan ben, oradaydım.

Onu bulurlar mıydı yoksa karmaşanın içinde çürüyüp gider miydi?

Aklıma ansızın esen düşünce birbirine çarpan dişlerimin hızını arttırdı. Ruh bedenden çıktıktan sonra, hala ölmek diyemiyordum, ruh bir süre ne olup bittiğini anlayamaz ve ortalıkta dolanıp yakınlarından yardım istermiş. Bu sebeple hayatına yeni veda etmiş bireyi ilk günlerde sık sık ziyaret etmek gerekirmiş ki ölmenin ne demek olduğunu tanısın ve yardım istemekten vazgeçsin. Çünkü yaşamak ya da ölmek bir fark yaratmaz, insan her zaman acizdir.

ESTHER LORDHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin