Bölüm 2 - Zavallı

58 6 9
                                    

"Hey, dostum! Uyan. Uyanmalısın. Hey." Yerde, boylu boyunca yatan çocuğu uyandırmaya çalışıyordu. Yüzü dağılmıştı. Belli ki biri ya da birileri dövüp bu hâle getirmişti onu. "Küçük bir çocuktan ne istemiş olabilirlerdi ki?" Aklında bu düşüncelerle denedi uyandırmayı. Uzun bir süre sonra gözlerini açtığını gördü. Zavallı çocuk. Gözlerine de vurmuş olacaklardı ki açarken acı çekiyordu. "Sonunda, evet! Hadi kalk!" dedi. Ürkek ürkek doğrulmaya çalıştı zavallı. Canı o kadar yanmış, öylesine korkmuştu ki doğrulması çok uzun sürdü. "Hadi kalk arkadaş. Saat çok geç oldu. Birazdan onlar gelecekler. Gitmemiz lazım." Bunu duyunca, hem kimin geleceğini merak etmiş, hem de korkmuştu. Bu yüzden doğrulmayı başardı ve yardım etmeye çalışan çocuktan destek alarak, topallaya topallaya yürümeye başladı. Etrafına çok dikkat etmedi. Ona yardım eden çocuğun, kim olduğunu bilmiyordu, yüzünü çözmeye çalışıyordu, kanlı göz bebekleriyle. Birkaç sokak döndükten sonra, geniş bir otoyola çıktılar ve yürümeye devam ettiler. Yarı ölü gibiydi. Yanlarından geçip giden arabaların ışıkları yolu aydınlatıyordu. Yarım saate yakın yürüdükten sonra terk edilmiş bir binanın içerisine girdiler. Ahşaptan yapılmış, muhtemelen yıkılma tehlikesi olduğu için terk edilmişti burası. İki basamaklı merdiveni çıkıp içeriye girdiler. Yerde iki yatak vardı. Yardım eden çocuk, zavallıyı duvar kenarındaki yatağa yatırdı. İçeriye koşup bir bardak su getirdi ve içmesine yardım etti. Su tamamen bitince bardağı alıp tekrar içeriye girdi. Bu seferki gelişinde, elinde, içinde su ve beyaz bir bez olan küçük kırmızı bir leğen vardı. Zavallının yanına gelip oturdu. Bezi, suyun içinden çıkarıp iyice sıktı ve narince yaralarını temizlemeye başladı. Canı çok acıyordu zavallının. Ancak geri çekilmiyordu. Güçlü olmalıydı. Güçlü görünmeliydi. Bu da çok korktuğunun göstergesiydi. Yaraları tamamen temizlenince bembeyaz yüzü çıktı ortaya. İlk başlarda çok seçilmemişti ama yemyeşil gözleri vardı bu zavallının. Şimdi net görebiliyordu. İlk önce, elinde bezle kendisine bakan çocuğun yüzüne baktı. Evet, şimdi net bir şekilde kaydedebilirdi zihnine. Uzun, açık kahverengi ve düz saçları alnını geçip gözlerini kapatıyordu. Elini, yavaşça, oraya doğru uzattı. İlk önce refleks olarak geri çekildi ama ne yapacağını merak ettiği için yaklaştı, kahverengi saçlı çocuk. Bizim zavallı, gözlerini merak etmişti. Saçlarını gözlerinin önünden çekti. Tıpkı saçları gibi açık kahverengi gözleri, bir yıldız kadar parlaktı. Ya da yüzü, kömür torbasının içerisinde peynir arayan bir fare gibi kararmış olduğundan, gözleri böylesine parlak görünüyordu. Bu sahne gözünde canlanınca gülmeye başladı. Çocuk olmak ne güzel. Sorgulamadan, kızmadan, garipsemeden, o da gülmeye başladı. Bir süre ikisi de kahkaha attılar. Zavallının gözleri, gülerken, normalde beyaz olan ancak yüzü temizlenirken, tamamen kızıla dönüşmü beze takıldı. Bir anda durdu. Gözleri doldu. Bezi aldı, kahverengi saçlı çocuktan. Suyun içine soktu. Tüm kan, bezden çıkıp suya karışancaya dek çitiledi. Ardından, iyice sıkıp kahverengi saçlı çocuğun yüzünü temizledi. Kendisinin aksine daha esmer bir çocuktu bu. İşte şimdi kaydedebilmişti aklına bu yüzü. İkisi de sessizleşti. O sırada ikisinin de karnı aynı anda guruldamaya başladı. Bunun üzerine, kahverengi saçlı çocuk, leğeni de alarak ayağa kalktı ve tekrar içeriye gitti. Zavallı ise ayağa kalkıp etrafa bakınmaya başladı. Duvarda asılmış birkaç tablo vardı. Bir tanesinde, çocuğunu seven bir anne; bir tanesinde, karanlığın içerisinde yanan bir meşale; bir tanesinde panayırda oynayan çocuklar... Ancak hiçbirinin anlamını bilmiyordu. Çünkü, temel insâni yetiler dışında hiçbir şey bilmiyor ya da hatırlamıyordu. Bu yüzden, konuşamıyordu hatta. Kahverengi saçlı çocuk, elinde bir tabak ve bir poşetle belirdi yine. Tabakta iki küçük dilim peynir, dört tane zeytin, poşette ise iki küçük dilim, sertleşmiş ekmek... Ancak, ikisi de buna bakmadı. Sanki, önlerinde koca bir ziyafet varmış gibi, iştahla yediler. Yemek bittikten sonra, Kahverengi saçlı çocuk, zavallıya adını sordu. İkisinin de cevabını bilmediği bir soruydu bu. Sessiz kaldılar. "Konuşamıyor musun, yoksa adını mı bilmiyorsun?" diye sordu kahverengi saçlı çocuk. İki soruya da kafa salladı zavallı. " O halde sana bir isim vermemiz gerek. İnsanların bir ismi olur. Benimki Barış." dedikten sonra bir süre düşündü. " Buldum! " diye haykırdı sonra. " Sende tam, Talu, tipi var." dedi. Zavallı, bunun anlamını bilmiyordu. Boş bir bakış attı. " Ben küçükken, ağabeyim, bir masal anlatırdı; bir sokak çocuğu, başka bir gezegene düşüyordu. Gezegen canavarlar tarafından tehdit ediliyordu. Bu gezegende herkes onu tanıyordu ve seçilmiş kişi olduğunu söylüyorlardı. Bu yüzden de aynı anlamda olan, Talu, ismini vermişlerdi. Bu yüzden senin adın, Talu, olsun. İyi ve güzel anlamına da geliyor. Seçilmiş kişi olup olmadığını bilmiyorum ama iyi biri olduğun, gözlerinden anlaşılıyor. Yüzün de güzel. Sana uygun bir isim. Kabul ediyor musun?" zavallı, tüm bunları heyecanla dinledi. Ardından, kendisine yöneltilen soruya, kafasını iki kere, aşağı ve yukarı sallayarak olumlu cevap verdi. Bundan sonra onun bir ismi vardı. TALU...

TALUHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin