39. Bölüm - Oyun yeni başlıyor!

En başından başla

Yaralarını iyileştirecek merhemi yaralayandan ister mi insan? Aşıksa istermiş..

                                                                    

                                                                    ***

-Zeynep-

“Zeynep sus kalbini kırmak istemiyorum. Sus ve beş dakika önce ki halimize geri dönelim.”

 

“Dönelim? Tabi Kerem a pardon sevgilim! Oldu mu?”

 

“Lanet olsun! Bazı şeyleri bu kadar zorlaştırmaya devam etme. Hayatımız zaten olabildiğince karmaşık. Daha fazla karıştırma bizi! Büyük sır dediğin şeyle nasıl bir savaş verdiğimi biliyorsun daha fazla deşme, daha fazla açma, daha fazla kalbimi kırmana, kalbini kırmama izin verme.” Diyor Kerem sinirle ve bir anda mutfaktan çıkıp gidiyor.

Dediklerim ve dedikleri karşısında afallıyorum. Biraz geç anlıyorum ama sol göğsümün altındaki ağrı şiddetini yükselterek boğazıma kadar devam ediyor, kursağıma geldiğinde ise orada takılıp kalıyor. Kerem’in dedikleri gibi, dememem gereken şeyleri dediğim gibi, susmam gerektiğinde susmamam gibi. Düğüm düğüm kalıyorlar oracıkta, yutkunuyorum ama geçmiyor, gitmiyor, kımıldamıyorlar bir yere.. Gözlerim yanmaya başlıyor. Ayaklarım artık bedenimi taşıyamayacaklarının sinyallerini gönderiyorlar.

Şimdi Kerem gelse bana sarılsa, sıkıca ama böyle kemiklerim acısa, gene de ses çıkarmasam.

Gidip özür dilesem? Ne diyeceğim olayı çok büyüttüm affet mi? Ya şu anda bana kızgınsa ve ben daha çok kızdırırsam? Ya bende soğumuşsa? Olay bu kadar büyümeyecekken kendi içimde fırtınaların kopması? Aşk bu belki de.. Hem ödül hem de acı! Acısı da aşka çıkıyor armağanı da.. Kalbimdeki tüm yollarda Kerem’e çıkıyor, aklımda ki tüm yollarda..  Çıkmaz sokağa girmiş kalbim, zaten  bu sokaktan çıkmak isteyen de yok..  Ama çıkmaz sokağı düzeltmek gibi bir gücüm var, en azından olmalı. Onun için tek adres gene aynı. Kerem Sayer!

Kendime gelerek elimle gözyaşlarımı siliyorum. Hızla mutfaktan çıkap salona geçiyorum. Hala Peri’yi yağan kar’a baktığını görünce yerimde duraksıyorum. Hiç sıkılmadan gerçekten orada öylece durdu mu? Salonda Kerem yok, o zaman yukarı da ya da dışarı çıktı. Peri’ye çaktırmadan yavaşça yerimde salınıyorum bir şeyler yapacak gibi.

“Yukayı da!”

 

“Efendim?” diyorum Peri’nin ne dediğini tam anlamayarak

“Babamın neyede olduğunu düşünüyoysun, ya dışayı çıkmış olabiliy ya da odasına. Seni düşünme diye söyledim oytak.” Diyor ve bana göz kırpıyor Peri.

Tövbe Bismillah! Bu kız düşünce falan mı okuyor yoksa? Edward diyeceğine Emre falan mı dedi ki acaba Kerem bana? Ay Edward deyince aklıma Alacakaranlık serisi geldi. Sıkılmadan izleyeceğim sayılı film serilerinden biri. Allahım hep vampir sevgilim olsun istemiştim. Ama bu Kerem de istese benim kanımı çeker herhalde ya? Çeker mi çeker valla. Haydaaa! Zeyno? Hu-huu! Kerem’den biraz daha özür dilemezsen kendi kanını çekersin ne haber?! Bana zaten kızgındı iyice kızmış mıdır ki hemen özür dilemedim diye?

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!