*e'lir'den alfheim'e;
sevgili mizpah,
Bana gönderdiğin mektubu eski evinin adresine yollamış olman biraz canımı yaktı. Evinden taşınalı seneler oluyor, işkence gibi geçen iki yılın ardından oradan taşınmak zorunda kaldım ve üzülerek belirtiyorum ki bir daha da oraya hiç gitmedim. Mektubu bana komşulardan bir tanesi zor şartlar altında gönderdi.
Dur, kafan daha fazla karışmadan sana izah edeyim;
Sen gittikten iki ay kadar sonra Petrichor'un yalnızlık çekiyor olması bahanesiyle evine (—fakat odana değil, bunu belirtmek isterim.) taşındım, plaklarına ve kitaplarına dokunmadım. Fesleğenlerine, nanelerine çok iyi baktım ve Petrichor'un da dostluğumdan keyif alır gibi bir hâli vardı. Geceleri koynuma sokulur da öyle yatardı.
Bodur bacakları ve artık pek bir işine yaramayan sağır kulaklarıyla sık sık balkona, oradan da çatıyla çıkar ve Berlin'in manzarasının tadına varırdı. Her pazartesi ona haşlanmış limonlu kedi balığı gözü veriyordum, onları keyifle yiyordu. Doktor bunun midesini yatıştıracağını, bağırsaklarına da iyi geleceğini söylemişti.
Birkaç ay sonra Petrichor'un kulakları tamamen sağırlaştı. Petrichor'un Tartini'ye olan düşkünlüğünü bilirsin, bir daha Devil's Trill Sonata dinleyemeyecek olmak yaşlı yüreğine fazla gelmiş olacak ki, çok geçmeden yaşama gözlerini yumdu.
O birkaç ay içerisinde ona fazlaca bağlanmış olan benim ne denli büyük bir kedere boğulduğumu inan bana tahmin dahi edemezsin, ruhumdan bir parça alınmış gibi hissediyordum.
Evvelsi gün sütçü geldi, yanında Aslan vardı ve bende ona ait olan bir şey olduğunu söyledi. Buraya geldiğimden beridir deli sıfatını kendisine yakıştırmış olduğumuz yaşlı, evsiz adam o an için ömrü hayatım boyunca görmüş olduğum en ilahsal şeylerden bir tanesiydi. İncil'i anımsamayı o vakitler bıraktım ve bizim evsize de de ruhumdan bir parçayı gönül rahatlığıyla teslim ettim. Petrichor artık onunla beraber.
Bir dosttan duyduğuma göre Aslan ölünce evsiz de kendisini Marguertie köprüsünden aşağıya atmış. Cebinde üzerinde adımın yazılı olduğu bir intihar notu varmış, sıranın bana da geleceğini düşünüyormuş.
Seni tam olarak burada şaşırtacağım; okula devam etmedim. Yine de itiraf etmem gerek, üniversite bana pek çok şey öğretti. Orada pek çok kez yanıldım ve birisini sevdim. Ne yazık ki bu konuyu şimdi pek eşelemeyeceğim.
Berlin'i çok geçmeden terkettim ve hiçbir şehirde ya da ülkede gereğinden fazla durmadım. Pasifiği gördüm, Auvers-sur-Oise'ye, Van Gogh'un kendisini öldürdüğü yere gittim. İntihar teşebbüslerim oldu ve bilmem inanır mısın fakat bazılarında başarılı da oldum.
Japonya'da, Tanrı'nın bile unuttuğu elleri nasır tutmuş ve yüzü gülmeyen annaların yanındayım.
Şu an sıcak bir salı akşamı, saat sekize gelmek üzere. Sahilde ateş yakmış çocuklar beni yanlarına çağırıyor. Onlara anlattığım hikâyeleri ve uzak uyruklu gözlerimi, kavurucu güneş altında esmerleşmiş tenimi seviyorlar.
Yaşlı bir kadın dün el falıma baktı, yarın buralardan çekip gideceğimi söylüyor.
Dağın tepesindeki tapınağa ayakkabılarımı bırakacak ve burayı yalın ayak terk edeceğim. Bileklik için teşekkür ederim, çok bileğimde çok nâif duruyor.
*Dipnot; Sana içerisinde yüzümün bulunduğu bir fotoğrafı değil de arkadan bir fotoğrafımı attığım için beni bağışla. Suratımın fotoğraflarını çekmiyorum.
Sana Japon Saki'si yolluyorum, adadakilerin özel bir tarifi. Biraz serttir ama alışınca içini yatıştırıyor.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
benim adım algol
RandomBütün bunları yalnızca senin için yazdım. Petrichor için üzülmeyesin, onu emin ellerde; kalbimde yaşatıyorum. Eskisi kadar huzurlu ve hâlâ daha insanlara anlam veremiyor. Sahilde turlarken yaşlı Japon hanım için içli içli bir kere daha ağladı, anne...
