For every story tagged #WattPride this month, Wattpad will donate $1 to the ILGA
Pen Your Pride

-2-

1.4K 22 8

Diana'm,

Umarım iyisindir. Yavrum... İyi olmalısın! Beni hiç kaybetmediğini inanabilmelisin. Biliyorum, kolay değil. Ama yalvarırım bir dene.

Dini günlük işlerinin beni haberdar etmeyi unutma, olur mu? Nasıl mı? Benim için günlüğüne birşeyler karala, fotoğrafımla konuş, bana öyküler yaz...

Mezuniyet töreninin saati belli olur olmaz bana bildir. Akşam yürüyüşlerini de bırakma sakın. Derslerine devam ediyorsun, değil mi? Iş başvuruları nasıl gidiyor? Hepsi bir yana, eskiden olduğu gibi güzel öyküler yazmaya başlayınca mutlaka haberim olsun.

Kim bilir belki de çok yakında, en nihayet öykü yazarı olmaya karar verdiğinin müjdesini verir bana. Seni en büyük düşünün kovalamaktan alıkoyan sebep ne ki zaten? Ama her zaman olduğu gibi, seçim yine senin. Sonuçta benim tek dileğim, senin mutluluğun.

"Mutluluğun," dedim de, mektupta anlatacağım şeyler seni bir süreliğine mutsuz edebilir yavrum. Inan bunu hiç istemezdim. Ama ne yazık ki başka çarem yok. Affet beni.

Aslında birazdan söyleyeceklerimi seninle karşılıklı olarak konuşabilmeyi arzu ederim. Ama çarpık çurpuk el yazımdan ve her yeni paragrafta bir parça daha eğilip bükülen harflerinden de anlaşılacağı gibi, artık anlatacaklarımı ne yüzüne karşı söylemeye, ne de bu mektupta ayrıntılara girmeye gücüm var. Şuan tek dileğim, Tanrı' nın bana bu uzun mektubu tamamlayabilmek için gerekli gücü ve cesareti vermesi.

Nereden başlayacağımı bilemiyorum, bilsem de başlayamıyorum. Çünkü başlamak, seni yirmi dört yıl öncesine, bir yaşında olduğun günlere götürmek demek. Babanı kaybettiğimiz günlere. Daha doğrusu, kaybettiğini zannettiğin günlere.

Diana, sevgili yavrum... İşte... Işte artık bilmeni istediğim de bu. Babanın ölmediğini ve bizi terk ettiği. Yanıma ikiz kardeşin Mary'yi de diye alarak...

Benim yaşadığım acıları seninde yaşaman ve babası tarafından terk edilmiş biri olarak büyümemen için, bunca yıl, babanın öldüğünü inanmana izin verdim ne yazık ki.

New York'ta yaşarken her ay ziyaret ettiğin, babana ait olduğunu sandığın o mezar taşını bile bunun için yaptırdım. Babam ikimiz için de ölmüştü nasıl olsa.

San Francisco'ya taşınınca bir anlamda geçmişin izlerini geride bırakmış olduk. Burada hiç kimseye babanın yaşadığından veya Mary'den bahsetmedim.

Mary'yi bizden koparan babanın onu bir daha görmemize izin vermeyeceğini biliyorum. Sana anlattığım bu hikayenin bir benzerini, baban da Mary'e anlatmış olacaktı.

Şu anda çok haklı olarak, bütün bunları sana niçin şimdi açıkladığımı soruyor olmalısın.

Anlatayım Diana'm...

Hastalığımı ortak bir tanıdığımızdan haber alan baban, kendince günah çıkarmak istediğinden olsa gerek, yaklaşık bir buçuk ay önce adresimi Mary'e vermiş. Ama onu hastalığından veya senden bahsetmediğini biliyorum.

O günden sonra, Mary'den haftada bir mektuplar var almaya başladım. Zarfların üzerinde gönderenin adresi bulunmayan toplam dört mektup. Yakında yanıma geleceğini ve bu nedenle çok mutlu olduğunu söylüyordu. Ama bir hafta önce, ondan şöyle bir not geldi:

"Annem, yokluğuna dayanamıyorum artık. Eğer sana kavuşamayacak fem yaşamanın bir anlamı yok benim için. Her an canıma kıyabilirim... Mary."

Mektuplarından tanıyabildiğim kadarıyla, ikizler o kadar hayat dolu biriydi ki, böyle bir şey yazmış olabileceğini hâlâ aklım ermiyor. Adresimi bildiği halde, neden yanıma gelmediğine de bir türlü anlam veremiyorum.

Mary'nin. Bu notu yetmezmiş gibi, dün bir de baban aradı.

Beni yirmi dört yıldır ilk kez arıyordu, sesini duyar duymaz Mary'yle ilgili olduğunu anladım. "Mary'den bir haber aldın mı?" diyerek söze başladı.

Mary'in yaklaşık iki hafta önce geriye bir veda mektubu -alttaki mektup,babası dün faksladı- bırakarak kayıplara karıştığını söyledi. Onu her yerde aradığını, arkadaşları ile görüştüğünü, ama onunla ilgili hiçbir ize rastlayamadığını anlattı.

Diana'm... Bir tanem...

Benim elimden birşey gelmiyor artık. Korku ve endişe içindeyim. Senden tek isteğim, ikizini bulup ona sahip çıkman.

Sana böyle bir sorumluluk yüklemek, seni zor durumda bırakmak, acına acılar eklemek inan beni çok üzüyor. Ama geride, hayatı boyunca bana kavuşmanın hayaliyle yaşamış, canına kıymaktan bahseden bir kız bırakıyor olmak, beni daha fazla üzüyor.

Bana olan düşkünlüğünü bildiğimden, bu son arzumu hiç düşünmeden yerine getirmeye çalışacağından şüphe duymuyorum. Ama Mary'yi bulabilmek yine de kolay olacak gibi görünmüyor. Elimizde Mary'nin nerede olabileceği hakkında en ufak bir bilgi yok.

Tek ümidimiz, Mary'nin yazdığı mektuplarda, kendisi için kurduğu sıra dışı bir dünyanın kapısını benim için aralamış olması, derinlere gizlenmiş, masalsı, ama bir o kadar da gerçek olan bu dünyayı Mary' nin en yakınlarıyla bile paylaşmadığını düşünüyorum; bu yüzden onu bulabilme şansımız herşeye rağmen her kezden fazla olduğuna inanıyorum.

Senden,Mary'nin dünyasına adım atarak, onun geride bıraktığı izleri takip etmeni istiyorum yavrum. Böyle bir işi onun ikizinden daha iyi kim yapabilir ki?

Elimizdeki bilgiler, bir saray isminin yanı sıra, "Zeynep" ve "sokrates" isimleri ile sınırlı. Bu isimler onu bulabilmek için yeterli olmayabilir. Ama şuan için denemekten başka şansımız yok.

Mary'nin mektupları antika sandığın içinde; sandığın anahtarı da mücevher kutusunda.

Diana artık tek arzum, sen ve Mary'nin en kısa zamanda bir araya gelmeniz. Tıpkı eskiden bende olduğunuz gibi.
Ve bu gerçekleştiğinde, lütfen bana yaz.

Diana'm tatlım, bu an bir veda ânı değil. Hiçbir an değil. Unutma ki, her an seninleyim. Ve seni çok seviyorum.

annen

Kayıp GülBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!