22.Bölüm'BENİM KÜÇÜK PLATONİĞİM'

47.5K 1.3K 940

Işığı sönmüş gözlerimde ki saf nefretin sahibi karşımdaydı. Karşımda durmuş hiçbir anlam ifade etmeyen bakışlarını üzerimde sabitlemişti.

"Kabul ediyor musun?" Bu öylesine sorulmuş bir soru değildi. Bu,cevabını bildiği halde hayallerimi nasıl elimden aldığını keyfine varana kadar izlemek için sorulmuş bir soruydu. Bu benim kaybedişimin onun dudakları arasından çıkan tek bir cümle ile oluşan kanıtıydı.

Gözlerimi gözlerine kaldırdım ve sadece baktım. Ne aradığımı bilmiyordum, ela harelerinde saklı kalan merhamet kırıntılarını mı, yoksa ela gözlerinin siper olduğu vicdanını mı?

Baktım. En derinlerine kadar bakmaya çalıştım fakat hiç biri yoktu. Gördüğüm sadece sebebini bilmediğim bir nefretti. Bir insanı insan yapan tüm bu şeyler onda eksikti ve o insanı insan olmaktan soyutlayan tek şey olan nefretten besleniyordu.

Gözlerimi kapatıp açtığımda sağ gözümde birikmiş damlalardan bir tanesi kendini bıraktı.
Ona belkide aylar öncesinde kalmış olan dikkatli bakışlarımı sundum. Bu kez içinde o saf kızın kalbinde beslediği temiz duygular yoktu. Ona dikkatle baktım, içinde öyle bir nefret vardı ki bakışlarımın ona söylemek istediğim her şeyi söyledim ve o bunu sonunda fark etti. Yaslandığı yerden doğrulurken siyah kumaş pantolunundan çıkan sesleri bile işitiyordum.

Kaşlarını çatışını, gözlerini kısışını ve ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirişini tüm haraketlerini saniye saniye izledim. Görüş alanım bulanık olsada ondan her an gelebilecek atakların farkındaydım ve bu yüzden kendimi tetikte tutmaya çalışıyordum. Omuzlarını sanki mümkünmüş gibi biraz daha fazla dikleştirdiğinde, kuytu köşede avına odaklanmış yırtıcı bir hayvan gibi gözüküyordu.

Dilini alt dişlerinin üzerinde kıvırdığını belli eden şişkinlik çenesinde oluştuğunda oturduğum deri koltuğa bir adım yaklaştı. Gerildiğimi ve içimde alevlenen korkuyu ona belli etmemek için müthiş bir çaba sarf ediyordum. Bunun ilk adımı ise tırnaklarımı deri koltuğun kaygan yüzeyine geçirerek yapmıştım. Buraya onun kucağında geldiğimi hayâl mayâl hatırlıyordum. Son olanlar zihnime tekrardan üşüşmeye başladığında onun yapabileceklerinin bir sınırı olmadığını anladım.

Bir adım daha attı. Bakışlarımı kaçırmak istesemde onun bakışları altında bu imkansızlaşmıştı. Siyah rugan ayakkabıları ölüm sessizliğine yemin etmiş bu odada çıkardığı tok sesle kulaklarımı tırmalıyordu.

"Benden ölmemi isteyecek kadar nefret ettiğini biliyorum,güzelim."

Keskin bakışlarına eşlik eden sert sesi ürpertimi ve korkumu katlıyordu. Babamın sıcacık güven veren göğsünden koparılışımı hatırladım ve sesim kısık olsa da duyabileceğine emin olduğum şekilde konuştum.

"Senden gebermeni isteyecek kadar nefret ediyorum, pislik."

Konuşabilme ihtimalimi düşünmediği için attığı adımlar ufak bir duraksama yaşadı. Fakat saniyesinde toparlandı ve kızgın bakışlarını bacaklarıma indirdi ve sonrasında göbeğimle kasığıma dudağının kenarında oluşan iğrenç gülümseme ile baktı. Gözlerim saniyesinde dolarken burada onunla yalnız kaldığım andan bu yana kendimi sıkarak tuttuğum yaşlara artık engel olamadım.

Ruhumu,kalbimi,hislerimi,gülüşlerimi, hayallerimi benden alan bu adam yanağının benden çaldığı gülümseme ile gerilmesiyle anladım ki bana yaptıklarından hiçbir zaman pişman olmamıştı.

"SEN BENİMSİN!" Yanıma ne zaman geldiğini dirseğimden tutup kaldırdığını ve kendine yasladığını kulaklarımı delip geçen sesini işitene kadar fark etmemiştim. Yine de tam olarak kendimde değildim.

SİYAHIN KAYBIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!